• BIST 109.341
  • Altın 153,619
  • Dolar 3,8469
  • Euro 4,5165
  • Ankara 4 °C
  • Antalya 19 °C
  • İstanbul 15 °C
  • İzmir 13 °C
  • TÜRSAB'da  Genel Kurulun Ertelenmesine İlişkin Bakanlık Duyurusu yayınlandı
  • Osmanlı Şerbetlerinin Adresi Şerbetçi Ali Baba
  • Alo "176" Turizm İhbar ve Şikayet Hattı
  • TÜRSAB'da  Genel Kurulun Ertelenmesine İlişkin Bakanlık Duyurusu yayınlandı
  • Osmanlı Şerbetlerinin Adresi Şerbetçi Ali Baba
  • Alo "176" Turizm İhbar ve Şikayet Hattı

BİZ NEDEN YAPMIYORUZ

KONUK YAZAR

FRANSIZCA KONUŞMAYAN ÜLKEDEN GELEN TEK DAVETLİYİM
Fransızlar, Paris Ticaret ve Sanayi Odası’nın öncülüğünde, Fransızca konuşulan ülkeler arasındaki ekonomik bağı güçlendirebilmek için Quebec Ticaret ve Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde bu konferansı düzenlemiş. Açılışını Kanada Başbakanı’nın yaptığı konferansa Fransızca konuşan ülkelerden 1000’in üzerinde ekonomik aktör katıldı. Ben de İstanbul Ticaret Odası Başkanı sıfatımla, Paris Ticaret Odası’nın daveti üzerine konuşmacı olarak bulundum. Fransızca konuşulmayan bir ülkeden gelen tek konuşmacıydım. Açılış oturumunda benden Akdeniz Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği başkanlığım döneminde edindiğim, ülkelerin ekonomik entegrasyonu hakkındaki tecrübelerimi paylaşmamı istediler. Ayrıca; ‘İşadamlarının Serbest Dolaşımı’ başlıklı oturumda da ‘vize engeli’ hakkında konuşmamı rica ettiler. Bundan iki sene evvel, Marsilya’daki ‘Akdeniz – Avrupa Birliği Ekonomik İşbirliği’ toplantısında vize konusunda eleştirel ama bir o kadar da beğeni toplayan bir konuşma yapmıştım. Meseleyi ve çözüm önerilerimi aynı perspektiften bu toplantıda tekrar gündeme getirmem özellikle istendi.


BUNU BİZ NEDEN YAPMIYORUZ
Bu konferans bana, “Biz niye aynı şeyi Türkçe konuşan ülkeler için yapmıyoruz” sorusunu sordurttu. Evet, Türk Cumhuriyetlerinde konuşulan Türkçe belki bizim kolayca anlayabileceğimiz İstanbul Türkçesi değil ama yine de, ortak dil, ortak kültür, ortak tarih konseptleri çerçevesinde TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) olarak, bir ‘Türkçe Konuşan Ülkeler Ekonomik İşbirliği Konferansı’ düzenleyerek, bu ülkeler arasındaki yatırım ve ticareti artırabiliriz. Bu konuda en kısa zamanda bir çalışma yapmaya karar verdim.


HUZUR VEREN ŞİRİN KENT
İstanbul – Toronto uçuşunun ardından, Toronto – Quebec iç hat uçuşunu, pervaneli ama konforlu Bombardier bir uçakla yaptık. Kanada çok geniş ve göllerle, nehirlerle kaplı olduğundan, hava ulaşımı son derece gelişmiş. Gördüğüm şehirlerin hepsi yemyeşil ve bakımlı. Toronto şehri Ontario gölünün kıyısında güzel bir yerleşim merkezi. Şehir merkezinde yüksek gökdelenler ve modern binalar var. Kentin geri kalanı ise geniş bir alana yayılmış, ağaçlar arasında kaybolmuş birkaç katlı evlerden oluşuyor.Quebec ise daha kuzeyde, ormanların arasında, St. Lawrence nehrinin kıyısına kurulmuş şirin bir kent. Tepenin hemen eteğindeki kentin şehir merkezi, otele dönüştürülmüş şatosu, az katlı 19’uncu yüzyıl mimarisi, bakımlı binaları ve sokaklarıyla insana huzur veriyor. Quebecliler dost canlısı, saygılı ve gülümseyen insanlar.

 

PROTESTODA BEN DE VARIM
Pazartesi sabahı, otelden çıkıp, konferansın yapılacağı bitişik binaya yürürken değişik bir manzara ile karşılaştım. Konferans merkezinin önünde yaşlısı - genci toplanmış bir grup Quebecli, Kanada hükümetini protesto ediyor. Ellerinde Quebec eyalet bayrakları, konuşmalar yapıp slogan atıyorlar. Birkaç polis de ellerini arkalarında kavuşturmuş, kayıtsız bakışlarla protestocuları izliyor. Zaten Fransız ağırlıklı Quebec hep İngiliz ağırlıklı Kanada’dan ayrı baş çekmiştir. Hatta 1995 yılında, ‘Kanada’dan ayrılalım mı ayrılmayalım mı’ referandumu yaptılar ve yüzde 50.58 ‘Hayır’ oyu ile ayrılmamaya karar verdiler. Sanırım bazı Kanadalılar İngiliz Kraliçesi II. Elizabeth’in Kanada Devlet Başkanı sayılmasına pek tahammül edemiyorlar.Hiç de alışık olmadığım böylesi barışçı ve neşeli bir protesto gösterisi görünce, dayanamadım ve bir bayrak da ben elime alıp protestocuların arasına karıştım. Toplantı esnasında bu ayrımın aslında ne kadar insanların içine işlediğini bir defa daha gördüm. Kanada Başbakanı tüm konuşmasını Fransızca yaptı. Yalnızca, konuşmasının bir yerinde, o da ülkenin bütünlüğüne, birlik ve beraberliğine vurgu yaptığı sırada, İngilizce bir cümle söyledi. Adamcağız daha cümlesini yeni bitirmişti ki, orta sıralardan bir dinleyici ayağı fırlayıp Fransızca bağırarak Başbakanı protesto etmeye başladı. Tabii korumalar adamı anında yaka paça dışarı attılar.


VİZENİN TİCARETE VURDUĞU DARBE
Benim açılış oturumundaki ‘Ekonomik entegrasyon’ konulu konuşmam büyük ilgiyle karşılandı. Fakat işin asıl eğlenceli kısmı ‘İşadamlarının Serbest Dolaşımı’ konulu oturumda ortaya çıktı. Bu oturumda tüm konuşmamı vize meselesine ayırdım, örnek olarak da Türkiye’den, Türk işadamlarına uygulanan Schengen vizesinin zorluklarından ve bu yüzden Türk işadamlarının vize uygulamayan Afrika ülkelerinin pazarlarında nasıl daha aktif hale geldiğinden rakamlar vererek bahsettim. Konuşmamı da, “Avrupa Birliği Türk işadamlarına vize zorluğu getirerek, Türkiye – Avrupa ekonomik ilişkilerinin azalmasına ve Türkiye – Afrika ekonomik ilişkilerinin artmasına sebep olmuştur” diyerek bitirdim.Sözlerim Fransa, Kanada, Belçika gibi Fransızca konuşan Batılı ülkelere vizesiz gidemeyen Afrikalı işadamlarından muazzam bir alkış aldı. Soru cevap kısmında birçoğu söz alıp beni doğruladı; kendi ülkelerinde özellikle son yıllarda Türk işadamlarının nasıl daha aktif hale geldiğini anlattılar. Birkaç tanesi de çıkıp açıkça, “Buraya Fransızca konuşan bizlerin aramızdaki ilişkiyi nasıl artıracağımızı konuşmaya geldik ama Fransa ve Kanada bize vize vermekte zorluk çıkartmaya devam ettiği sürece bizim tercihimiz Türkiye olacaktır” dedi.

ALKOL SATIŞI DEVLET KONTROLÜNDE     
Kanada son derece modern, gelişmiş, zengin ama bir o kadar da muhafazakâr bir ülke. Örneğin Ontario eyaletinde alkol sadece LCBO (Liquor Control Board of Ontario) adlı bir devlet kuruluşu tarafından satılıyor. Alkollü içki satın almak istiyorsanız LCBO dükkanlarından, yaşınızın 18’den küçük olmadığını ispat etmelisiniz. Bar ve restoranlarda alkol tüketebilirsiniz ama mekânın dışına alkollü içkiyle çıkamazsınız. Trafikte hız sınırını 50 km aşarsanız veya yarışırsanız 2 bin dolar ile 10 bin dolar arası bir ceza ve altı aya kadar hapisle cezalandırılıyorsunuz. Ekonomisi liberal olmasına rağmen bazı konularda son derece sosyal yaklaşımları var. Örneğin, devlet tüm vatandaşlarına bedava sağlık hizmeti sunuyor. 2005’te Kanada hükümetinin sağlık harcaması 142 milyar dolar, yani kişi başına 4 bin 411 dolar.33 milyonluk ülke ağırlıklı olarak İngiliz, Fransız, İrlandalı ve İskoç göçmenler tarafından kurulmuş. Olimpiyatlarda belki fark etmişsinizdir, yaklaşık yüzde 4’lük bir nüfus da Çin göçmeni. Çoğunluğu Ontario bölgesinde olmak üzere Türk nüfusu 60 bin civarında tahmin ediliyor. Pek çok Türk öğrenci Kanada’da eğitim görüyor. Orman ürünleri ve petrol gibi Doğal kaynaklar açısından dünyanın 10’uncu büyük ekonomisine sahip ülke, çok zengin. Ayrıca Kanada’nın gelişmiş bir otomotiv ve havacılık endüstrisi var. Kişi başına düşen milli gelirleri yaklaşık Türkiye’nin dört katı (40 bin dolar).

TRAFİĞİ ÇÖZMENİN BASİT YOLU
Kanada’da ilk defa gördüğüm iki basit teknoloji benim çok hoşuma gitti. Birincisi Toronto Havalimanı’ndaki değişken hızlı yürüyen bant. Binerken ve inerken bant çok yavaş. Daha sonra hızlanıyor ve hem güvenli hem de çabuk bir yolculuk sağlıyor. Böylece, yürüyen banda binmekte zorlanan yaşlılar ve çocuklar için bir kolaylık sağlanırken süratten de fedakârlık edilmemiş. İkinci teknoloji ise paralı otobandaki ödeme mekanizması. Ontario eyaletindeki bu özel işletilen yol dünyanın ilk elektronik ödemeli otobanı. Yolda ödeme noktaları yok. Ya arabanıza bir verici koyuyorlar ve yoldaki antenler varlığınızı algılıyor ya da otobanın giriş ve çıkışındaki kameralar araçların plakalarını okuyor. Aylık fatura da otomatik olarak ev adresinize yollanıyor. Böylece yolda hiçbir yavaşlama, tıkanıklık, vs. olmuyor. ABD plakalı araçları da bu sayede ücretlendirebiliyor ve faturaları ABD’deki adrese gönderebiliyorlarmış!


KIZILDERİLİ REHBERİMİZ VE PİDECİ MUSTAFA
Mehmet ve Hilmi’nin bizleri götürdükleri diğer bir doğal güzellik noktası da, Toronto şehrinin biraz kuzeyindeki Bin Göller denilen sayfiye mıntıkası oldu. Georgian Bay (Georgian Körfezi) kıyısında şirin bir kasabacık olan Honey Harbour (Bal Limanı) adına yaraşır güzellikte bir yer. Körfeze dağılmış, su yolları ile birbirinden ayrılmış irili ufaklı binlerce adaya yazlık evler inşa etmişler. Evlere ulaşım ancak civardaki kasabalardan deniz motorları veya küçük deniz uçakları ile sağlanıyor. Kafa dinlemek ve doğayla baş başa kalmak için son derece ideal bir yer. Bu yolculukta bize Kanada’ya yerleşmiş başka bir Türk olan Adnan da iştirak etti. Adnan’ın bulduğu Kızılderili rehber ufak motoruyla bize adalar arasında unutulmaz bir yolculuk yaptırttı. Dönüş uçağına yetişmeden son uğradığımız yer de, elbette Türk pidecisi Mustafa oldu…


 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Turizmin Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 216 481 51 21