• BIST 108.641
  • Altın 156,955
  • Dolar 3,8808
  • Euro 4,5950
  • Ankara 2 °C
  • Antalya 17 °C
  • İstanbul 15 °C
  • İzmir 14 °C
  • The Populist, İstanbul’un gözde lokasyonlarından Bebek’te sevenleriyle buluşuyor 
  • TÜRSAB'da  Genel Kurulun Ertelenmesine İlişkin Bakanlık Duyurusu yayınlandı
  • Alo "176" Turizm İhbar ve Şikayet Hattı
  • The Populist, İstanbul’un gözde lokasyonlarından Bebek’te sevenleriyle buluşuyor 
  • TÜRSAB'da  Genel Kurulun Ertelenmesine İlişkin Bakanlık Duyurusu yayınlandı
  • Alo "176" Turizm İhbar ve Şikayet Hattı

GÖKYÜZÜNDE YEMEK KEYFİ

GÖKYÜZÜNDE YEMEK KEYFİ
07 Kasım 2008 - Yolculuk Atölyesi'nin kurucusu ve “Gökyüzünde Yemek” keyfini Türkiye'de misafirlerine yaşatma fırsatı sunan Mehmet Ulusoy'la “İş Hayatı ve Gökyüzünde Yemek” üzerine bir söyleşi yapma fırsatı bulduk.

TURİZMİN SESİ


Mehmet Bey, alanında başarılı, genç ve girişimci bir işadamı. Yaklaşık 1.5 saat boyunca sorularımızı kendi hayatından verdiği örneklerle cevapladı. Söyleşimizin detayları:

S. Apaydın: Mehmet Bey, isminizi basında sürekli duyuyoruz. Öncelikle merak ettiğimiz: Mehmet Ulusoy kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Mehmet Ulusoy: 1978 Mudurnu doğumluyum. Galatasaray Lisesi'ni, ardından Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü'nü bitirdim. Stajlarımı Hilton'da ve Pacha Tours'da yaptım. Bir süre Paris'te çalıştım. Sonra Pacha Tours'da “event” bölümüyle ilgilendim. Galatasaray Spor Takımı'nın bütün organizasyonları ile beş yıl uğraştım. Sonra da, biraz daha kendi hayellerimi gerçekleştirmek ve kendime zaman ayırabilmek için “Yolculuk Atölyesi” isimli organizasyon şirketini kurdum.

S.Apaydın: Peki Mehmet Bey, bize biraz da şirketinizden yani “Yolculuk Atölyesi”nden bahsedebilir misiniz?

Mehmet Ulusoy: Burada biraz yaratıcı ve eğlenceli işler yapmaya çalışan; kesinlikle butik, üst düzey ve kaliteli işler çıkartan bir şirketiz. Bu işte, bütçe odaklı değil; gerek ufak bütçeli bir işte, gerekse büyük bütçeli bir işte, yaratıcı ve güzel organizasyonlar yapmayı amaçlıyoruz. Bu birkaç yılda yaptığımız özel işlerden örnek vermek gerekirse, “Dinner in the Sky” ı Türkiye'ye getirdik. Bu yıl, “Shop&Miles” için “Uzay Uçusu”nu gerçekleştirdik. “Google”ın Türkiye toplantısını yaptık ve Uluslararası Avukatlar Birliği'nin İstanbul'daki toplantısını organize ettik. Genellikle, bu tarz özenle çalıştığımız ve kendimizden de birşeyler katabilecegimiz titiz organizasyonlar üzerine yoğunlaştık.

B.Bağcı: Mehmet Bey, “Dinner in the Sky”ı Türkiye'ye getirdik dediniz. Bize, Genç Turizmciler'e bu süreç nasıl gelişti anlatır mısınız? Neden böyle bir karar aldınız? Ve daha önce burada olmayan bir deneyimi getiriyorsunuz, bu süreçte tereddütleriniz oldu mu?

Mehmet Ulusoy: Öncelikle bu şirketi kurduğumuzda hakikaten farklı ve hoşumuza giden işleri yapmak istedik. Bu yüzden yenilikleri genelde takip ediyoruz. 2007'de dünyanın en sıra dışı restoranlarından biri seçildiğinde “Dinner in the Sky”ı görüp, hemen bunu Türkiye'ye getirmemiz gerektiğini düşündüm; çünkü bu gereçekten çok farklı bir konsep. Brüksel bunun çıkartıldığı ilk yer. Tarihi bir şehir; ama Brüksel'de “Gökyüzünde Yemek” havaya kalktığında görünen manzara ile boğazda havaya kaltığında görünecek manzara arasında dağlar kadar fark var. Burası gerçekten olabilecek en güzel manzara. “Dinner in the Sky”ı ilk gördüğümüzde hemen yazışmalara başladık. 10-12 firma daha bu organizasyonu almak için irtibara geçmişti Brüksel'le. Görüşmelerimiz başladı ve görüşmelerimizden olumlu intiba aldık ama tabi bu çok farklı bir deneyim olduğundan bunun ne olduğunu anlamak için oraya gittik. Çok soğuk bir kış günüydü. -1 C falandı sıcaklık. Buna ramen çok keyifli ve çok heyecan vericiydi. Sonra buradaki izinlerle ilgili gerekli mercilerle görüşmeler yaptık. Bu projenin Türkiye'nin tanıtımı için de çok başarılı olacağını anlattık ve gerçekten de Türkiye'ye özellikle İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi açısından baktığımızda, bu proje ile örtüşebilecek çok güzel projeler var. Bu çok ciddi maliyetli bir proje. Özellikle Genç Turizmciler'e tavsiyem: Bilmelidirler ki; benim, bu serüvene 3 yıl önce girdiğim zaman hiçbir yatırımım yoktu, kendi çalışma sürem boyunca kazandığım, biriktirdiğim ücretlerle kurdum bu organizasyonu. Bu arada, böyle bir projeyi Türkiye'ye getirmek için tabi ki sponsor bulmamız gerekiyordu. Böyle güzel bir projeyi, profesyonel bir şekilde sunduğumuz ve senoryalaştırdığımız zaman bunla ilgilenecek birçok firma tabi ki oluyor. Biz bunu “Akbank Wings” sponsorlugunda gerçekleştirdik. Genç Turizmciler'e bu bağlamda tavsiyem; bir şeyi yapmak için, o şeyi istemeleri, ona inanmaları ve çok çalışmaları gerekmektedir. Tabi ki para her zaman birçok şeyi çözüyor. Ama böyle bir zorunluluk yok. “ Dinner in the Sky”ın sponsorluk işlerinden sonra 28 Mayıs 2008'de Gala Event'i ile birlikte açılışını gerçekleştirdik. Bütün kanallar canlı yayınla bağlandılar programa. “Gökyüzünde Yemek” başlıbaşına çok farklı bir konsep oldu bizim için.

S. Apaydın: “Gökyüzünde Yemek” deneyimi hakkında bize biraz bilgi verir misiniz?

Mehmet Ulusoy: Yerden yavaş yavaş yükseldiğiniz anda başlıyor o deneyim. Servisimizi aldığınız anda eğer o atmosfere daldıysanız gökyüzünde olduğunuzu unutuyorsunuz. Bu deneyimle, siz gökyüzünde sadece yemek yemiş olmuyorsunuz, daha önce görmeyi hayal dahi edemediğiniz açıdan bulunduğunuz yeri görme fırsatını yakalıyorsunuz.

S. Apaydın: Peki Mehmet Bey, herkes “Gökyüzünde Yemek” deneyimini yaşayabiliyor mu? Bunun için özel bir standart var mı?

Mehmet Ulusoy: “Gökyüzünde Yemek” için güvenlik büyük önem taşımaktadır. Bu son derece güvenli ve kontrollü bir şekilde ortaya çıkmış. Brüksel'de, bütün Avrupa Birliği'nin denetleme ve yargı organlarının olduğu bir şehirde, ortaya çıkmış. Sadece güvenlik sebebiyle, 1.5m'nin altındaki misafirlerimizi masaya kabul edemiyoruz. Bu fiziksel bir kısıtlamadır. Bunun dışında bu çok farklı ve çok lüks bir deneyimdir. Eğer yemek bir davet değilse, tabi ki “Gökyüzünde Yemek” pahalı bir organizasyon olarak görülebilir, çünkü boğaza karşı yemek yiyeyim dediğinizde bir balık ekmek yiyebilir veya Çırağan Sarayı, Four Seasons Bosphorus'ta bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Ama boğazda 55m yukarıda, boğaz köprüsü hizasında, ayaklarınız yerden yukarıda “Gökyüzünde Yemek” istiyorum dediğinizde bunun bir alternatifi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu çok farklı bir deneyim olduğu için, gerçekten herkese hitap eden bir deneyim degil. 22 kişilik bir kapasitesi olduğunu düşünürseniz, 3 ayda 2200 kişi yemek yiyebilecek demektir. 13 milyon insanın yaşadığı İstanbul'da bu rakam yeterince bir kısıtlama anlamına geliyor.

S. Apaydın: Bize daha farklı, “Gökyüzünde Yemek” deneyiminin güvenliği hakkında neler söylersiniz?

Mehmet Ulusoy: Bu deneyim güvenlik üzerine hazırlanmış bir deneyim. Bir nevi 22 kişilik çok özel bir salonda ( 5 kişilik servis ekibi ile ) F1 koltuklarına benzeyen çok rahat deri koltuklarda oturuyorsunuz. Bu koltuklarda üç yerinizden emniyet kemerle bağlısınız. Koltuklarda 180 derece dönebiliyor ve arkanıza yaslanabiliyorsunuz. 160 tonluk bir vinçle 55m yukarıya kaldırılıyorsunuz. Masanın ağırlığı da 4.5 tondur. Aynı zamanda, güvenlik “Dinner in the Sky” ana şirketi için de çok önemlidir. Belirli dönemlerde bunların ana şirket tarafından denetlemesi yapılmaktadır.

B. Bağcı: Mehmet Bey, servis personelinizin eğitimi konusunda neler söyleyeceksiniz?

Mehmet Ulusoy: “Gökyüzünde Yemek”'in gerek yer hizmeti sunan ekibi, gerekse servis ekibi çok değerlidir. Ekibimiz, Brüksel'den gelen ana firmanın eğitim kadrosundan eğitim aldı.

S.Apaydın: “Gökyüzünde Yemek”, sonbahar ve kış mevsimlerinde başka bölgelerde de hizmet vermeyi düşünüyor mu?


Mehmet Ulusoy: Şimdilik sadece İstanbul'da olmakla bilikte, sponsorlar bulunduğu sürece, Kapadokya, Mardin ve Doğubeyazıt'ta da bu hizmeti vermeyi düşünmekteyiz. Çünkü bu deneyimde sınır, gökyüzüdür. Kış döneminde Kartalkaya veya Uludağ'da gökyüzünde sıcak şarap ve sucuk ekmek eşliğinde bu hizmeti sunmayı planlamaktayız. Bu yıl biraz daha sezona erken başlayacagız. “Gökyüzünde Yemek” güney kıyılardan başlayabilir. Bu sene, yazı daha çok kişiye bu deneyimi yaşatmak için geçirecegiz.

B. Bağcı: Son olarak Mehmet Bey, öğrenci arkadaşlarımıza, sektörde yerlerini almış genç turizmcilere ne tavsiye edersiniz?

Mehmet Ulusoy: Öncelikle birisinin yaptığını taklit etmek çok doğru degil. Benim yaptığım ne istediğime karar verip onu yapmaktı, ama bu karar verdiğiniz şeyi gerçekleştirdiniz mi diye sorarsanız, şuan gerçekleştirmek yolunada ilerliyorum. Daha öncede bahsettiğim gibi, Hilton'da staj yaptım. F&B de bütün departmanları, mutfaktan bulaşık bölümüne, servisten bar hizmetlerine her yeri gördüm ve yiyecek içecekle çok haşır neşir oldum. Tabi Bolu'lu olduğum için de bu işi gerçekten istedim. Ama işin acenta kısmını da görmek istedim. Pacha Tours'ta staj yaptım ve acentacı olamayacağıma karar verdim. Galatasaray Takımı'nın organizasyonu çok farklı bir işti; ama sonuçta ne yapmamamı bilmeme rağmen, bir acentada çalışır buldum kendimi en son. Staj ve çalışma döneminde kendime kattığım şey, bu işlerin nasıl yapıldığını öğrenmek oldu. Dolayısıyla, “önce bir yerde çalışacaksın sonra kendi işini kuracaksın.” gibi klasik bir söz kullanmak istemiyorum. Ne yapmak istediğinize aldığınız eğitimle karar verin demek isterim. Yani bir turizm mezunu iseniz, turizm yazarı olup dünyayı dolaşabilirsiniz. Ya da özel bir şirkette çalışabilir veya bir otelde, acentada, restoranda çalışabilirsiniz. Bunun en güzeli ise; geniş bir ufukla, kişinin kendine uygun olan işi bulup ona doğru, kararlı bir şekilde ilerlemesidir. Bizde şöyle bir program var, insanlar bir şekilde lise son sınıfa gelip, kazandıkları bölüme kayıt yaptırıyorlar. İstedikleri bölümü kazanmıyorlar. Dolayısıyla bu kazandıkları bölüm turizm ise, turizmden çıkınca ben ne yapacağım diye iş aramaya başlıyorlar. Bu, yurt dışında çok farklı aslında. Çok küçük yaşlarda insan kendine bir hedef koyuyor ve hedefe doğru ilerlemeye başlıyor ve üniversiteden mezun olduğunda o işi yapıyor. Yaklaşık malasef Türkiye'de çocukluk yaşlarını çıkarttığımızda 15 yıl eğitim alan ama mezun olduğu zaman ben ne yapacağım diye düşünen çok genç var. Dolayısıyla bu konuda yegane tavsiyem; mümkünse, üniversite 1. sınıfta çalışmaya başlamak en iyisi. Dersleri aksatmadan, öğrencilik yıllarının tadını çıkarmayı ihmal etmeden, muhakkak bilgilerinizi artıracak bir şekilde çalışılmalı. Kısaca, gençler bir an önce birşeyler yapmaya başlasınlar. Bu, sizin yapmaya çalıştığınız gibi bir kongre olur, bir otelde bir departmanda yapılan bir staj olur. Önemli olan iş dünyası ile tanışmaktır

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Turizmin Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 216 481 51 21