• BIST 109.097
  • Altın 153,413
  • Dolar 3,8257
  • Euro 4,5096
  • Ankara 11 °C
  • Antalya 17 °C
  • İstanbul 15 °C
  • İzmir 16 °C
  • TÜRSAB'da  Genel Kurulun Ertelenmesine İlişkin Bakanlık Duyurusu yayınlandı
  • Osmanlı Şerbetlerinin Adresi Şerbetçi Ali Baba
  • Alo "176" Turizm İhbar ve Şikayet Hattı
  • TÜRSAB'da  Genel Kurulun Ertelenmesine İlişkin Bakanlık Duyurusu yayınlandı
  • Osmanlı Şerbetlerinin Adresi Şerbetçi Ali Baba
  • Alo "176" Turizm İhbar ve Şikayet Hattı

SUDİ ARABİSTAN GEZİMİZ

KONUK YAZAR

Suudi Arabistandaki Değişim Rüzgarı II

Körfez Ülkeleri 13. Sanayiciler Konferansı ve Fuarı'nda konuşma yapmak üzere Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a gidiyorum. Konferansın konusunu kavramakta ilk başta zorluk çektiğimi itiraf etmeliyim; 'Bilgi Tabanlı Endüstriler ve Yeni Teknolojiler'. Biraz düşündükten sonra dinleyicilere Türkiye'nin yüksek katma değerli ürünler üretmek için neler yaptığını ve buna bağlı olarak da İstanbul Ticaret Odası'nın Teknopark projesini anlatmaya karar verdim. Programımın ikinci kısmı da Cidde'de İslami Kalkınma Bankası, Cidde Ticaret ve Sanayi Odası, Türk - Suudi İş Konseyi ve İslam Konferansı Teşkilatı ile toplantılardan oluşuyor. İşte böyle bir programla 16 Ocak 2012'de Riyad'a geldim.

KIRKİKİNDİ YAĞMURLARI TAKVİMLERİN ARKASINDA KALDI
Bu ülkede ikili takvim kullanılıyor; tarihler hem miladi hem de hicri olarak belirtiliyor. Elimdeki konferans programı da aynı şekilde düzenlenmiş; açılış tarihi 23 Sefer 1433H, 17 Ocak 2012 olarak gösterilmiş. Aklıma Anadolu kültüründen Rumi aylara göre düzenlenmiş pek çok bilgi geliyor; kocakarı soğuklarının başlangıç zamanından pastırma yazına, muhtelif fırtınaların isimlerinden kırkikindi yağmurlarının vaktine kadar kadar eskilerin vazgeçilmez kabul ettikleri tarihler. Şimdi sadece Saatli Maarif Takviminin arka sayfalarında bulabileceğiniz bu bilgiler bizden evvelki kuşağın günlük hayata dair birçok kararında belirleyici rol oynardı. Büyük ihtimalle bizden sonraki kuşak bunların varlığından haberdar bile olmayacak. Modernite elbette iyi bir şey, zamanın gerisinde kalmamak lazım; ama sanırım milletlerin kültürlerini de bir şekilde korumaları ve geliştirerek sonraki kuşaklara aktarabilmeleri şart.

İTO'NUN METHİNİ DUYMUŞ
Konferans açılış konuşmalarının ardından fuar açılışı yapıldı. Fuarı gezerken yaşadığım bir olay beni çok mutlu etti. Riyad Ticaret ve Sanayi Odası'nın standına girdim, kendimi tanıttım ve bir yetkili ile görüşmek istediğimi söyledim. Yanıma gelen kişi büyük bir heyecanla elimi sıktı, kendisini tanıttı (Oda'nın bilgi işlem müdürüymüş) ve çay ikram etmek istedi. Ben özür dileyerek çok vaktimiz olmadığını söyleyince;
"Başkan lütfen beş dakika da olsa, oturunuz... Oda'nızın methini çok duydum. Ne faaliyetler yapıyorsunuz, üyelerinize hangi hizmetleri veriyorsunuz bunları öğrenmek istiyorum. Biz de benzer projeler yapmak istiyoruz" dedi. Arkasından da aceleyle bir kağıt kalem getirtti ve anlatacaklarımı not almaya hazırlandı. İTO'nun ve faaliyetlerinin böylesine biliniyor ve takdir ediliyor olması beni çok sevindirdi.

ELEŞTİRİ VE ÖZELEŞTİRİ
Açılıştaki ana konuşmacı Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Profesör Vaclav Klaus idi. Sn. Klaus alışılmadık bir konuşma yaptı. Protokolden uzak konuşmasında Cumhurbaşkanı, Avrupa'nın yaşadığı krizden yola çıkarak AB'yi ağır şekilde eleştirdi. AB üyesi ülkeleri samimiyetsiz ve birbirleriyle uyumsuz olarak niteleyen Klaus, hem AB'nin hem de Euro bölgesinin tasarımdan hatalı projeler olduğunu söyledi. "Biz Avrupa'nın göbeğinde olduğumuzdan dolayı AB'ye katılmak zorunda kaldık. Birbiriyle uyumsuz ülkelerin birliği olan AB bu ekonomik krizi aşamayacaktır" cümlesi son derece vurucuydu. Ayrıca, "Herkes AB'nin üye ülkelerin ekonomilerine olan faydasından bahsediyor ama bu birlik bize ağır ekonomik yükler de getirdi" diyerek Avrupa Birliği'nin Çek ekonomisine getirdiği maliyetleri anlatması ilgimi çekti.

Konferans sırasında dikkatimi çeken başka olaylar da vardı. Körfez ülkelerinin bakanları ve müsteşarlarının katıldığı bir panel oldu. Panel sonrasında soru cevap kısmına geçildi. Burada getirilen eleştirilerdeki açık sözlülük beni bile şaşırttı. Söz alan işadamları ya da üst düzey devlet memurları arasında konuşmacıları yeterince iş yapmamakla suçlayanlar bile oldu. Cevaplardaki anlayışlı tavır ise Arap Baharı'nın etkisi mi yoksa zaman içindeki doğal bir olgunlaşma ve hoşgörü süreci mi, bilemedim.

KADINLAR ARTIK DAHA GÖRÜNÜR
Benim için bir başka yenilik de, her soru cevap kısmında, moderatörlerin ısrarla kadınlardan ve gençlerden soru istemesi oldu. Toplantıda da pek çok kadın dinleyici vardı. Ayrıca organizasyonda görevli kadınlar da dikkatimi çekti. Pek çok genç Suudi vatandaşı son yıllarda Kuzey Amerika'da eğitim gördü. 11 Eylül olayına kadar ABD'yi tercih eden Araplar, bu tarihten sonra kendilerine karşı değişen ABD tavrından ötürü, çok daha özgürlükçü ve hoşgörülü olan Kanada'yı tercih etti.

Bu eğitimli genç nüfus, daha fazla özgürlük ve yönetime daha fazla katılım talep ediyor. Ülkedeki muhafazakar kesim, özellikle de din adamları, bu taleplere pek de sıcak bakmıyorlar. Bu isteklerin bizim medyamızda da en çok yankı bulanı da sanırım Suudlu kadınların araba kullanma arzuları. Zaman zaman protesto için direksiyon başına geçen Suudlu kadınların haberleri tüm dünya ile birlikte bizde de gündem oluyor.

İSTANBUL'DA EV SAHİBİ OLMA ARZUSU
Suudi Arabistan bölgedeki en zengin ülke. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki huzursuzluk Batı ülkelerindeki finansal krizle birleşince Suudi yatırımcılar gözlerini Türkiye'ye çevirdiler. Başbakanlık Yatırım Ajansı temsilcisi Mustafa Göksu ile buluştuğumuzda ona Suudlu yatırımcıların Türkiye'ye olan bakışını sordum. Çok olumlu olduğunu söyledi. Sohbet esnasında söylediği bir şey insanın ne kadar duygusal bir varlık olduğunun ve tüm kararlarında kalbinin sesini ne kadar çok dinlediğinin en güzel örneklerinden biriydi. Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen Arapların çoğu İstanbul'un güzelliklerinden etkilenip ev almak istiyormuş. Evi kendi üzerlerine alamayacaklarını öğrendikleri an da büyük hayal kırıklığı yaşıyorlarmış. Bu durum bazı yatırımcıların kararlarını gözden geçirmelerine sebep olmuş. Umarım yabancıların Türkiye'de mülk edinmelerine dair kanun bir an evvel yürürlüğe girer de yurdumuza daha fazla yabancı yatırım çekeriz.Riyad Büyükelçimiz Sn. Ahmet M. Gün, ticari ateşelerimiz Sn. Selim Paslı ve Ahmet Güner ile beraber heyetimizi kabul ettiler. Sayın Büyükelçi ile uzun ve keyifli bir görüşme gerçekleştirdik.

İDAM EDİLECEK 52 TÜRK İÇİN ARACILIK YAPAN BABAM
Sn. Gün ülkede 125 bin civarında Türk, sekiz devlet okulu ve 300 Türk öğretmen olduğunu söyledi. Diplomatik misyonumuzun başını zaman zaman ağrıtan konuların önceliği hapise düşen vatandaşlarımızın durumuymuş. Bildiğiniz gibi bazı konularda Suudi ceza kanunu çok sert; örneğin uyuşturucu kaçakçılığının cezası baş kesilerek idam, hırsızlığın cezası ise sağ elin bilekten kesilmesi.

Bu ülkeye en fazla sokulmaya çalışılan uyuşturucu da Captagon. Ne yazık ki uyuşturucu kaçakçıları transit ülke olarak zaman zaman Türkiye'yi kullanıyorlar. Uyuşturucu ile yakalanan vatandaşımız da ölüm cezasına çarptırılabiliyor. Bunu ben yıllar evvel babam Nevzat Yalçıntaş'ın yaşadığı bir olay dolayısı ile iyi biliyorum.

Sene 1995. 52 Türk kamyon şoförü Suudi Arabistan'da uyuşturucu taşırken yakalanır. Mahkeme sonucu suçları sabit görülür ve idamlarına hükmedilir. Zamanın başbakanı Sn. Tansu Çiller bizzat babamı arayarak Suudi Arabistan'a özel atanmış elçi olarak gitmesini ve Kral'dan bu insanları affetmesini istemesini söyler. Daha sonra Cumhurbaşkanı Sn. Süleyman Demirel de devreye girer, o da aynı şeyi talep eder ve Kral'a sunması için de bir mektup verir.

Böylece babam özel temsilci olarak büyükelçi Sn. Gün Gür ile birlikte Cidde'ye gider. Aradan geçen onca yıla rağmen babam, nasıl hazırlandığını, yolda neler yaşadığını, Cidde'de Kral'ın misafirhanesinde randevu beklerken nasıl heyecan duyduğunu anlatırken hala o günleri yaşar. İki günlük bir heyecan sonrasında beklenen randevu verilir. Kral Fahd rahatsız olduğundan işleri onun adına şimdi kral olan, o zamanki Veliaht Prens Abdullah yürütmektedir. Prens, Türk heyetini Cidde'de kabul eder. Babamın anlattığı, Prens'in tüm görüşme boyunca pek fazla söz sarf etmediği... Sadece ayrılırken, babamın elini sıkmış ve "Sn Demirel'e teşekkürlerimi iletiniz" demiş, o kadar. Babam, "O teşekkürün manası, sizi kırmıyorum, şoförleri affediyorum demekti, duyunca o kadar çok rahatladım ki" demişti.İstanbul'a dönünce havaalanından kendisini cumhurbaşkanlığı protokolü almış ve basına ilk açıklamayı Sn. Demirel yapmış. Daha sonra Tansu Hanım kendisini kabul etmiş ve o da bir açıklama yapmış. Tüm bu olayları babam hatıratında uzun uzun anlattığını söyledi bana.

İNŞAAT VE SAVUNMADA SÖZ SAHİBİYİZ
Biraz yükselen petrol fiyatlarının getirdiği zenginliğin, belki biraz da Arap Baharı'nın etkisi ile Suudi Arabistan hükümeti ciddi bir yatırım hamlesi başlattı. Ayrıca, işsizlik sigortası, 500 bin konut gibi sosyal projeler de, refahı mümkün olduğu kadar tabana yaymayı hedefliyor. Bu da doğal olarak ekonomik hareketliliği artırıyor. Biz Türkiye olarak gerek inşaat gerekse savunma sektörlerinde bu ülkede söz sahibiyiz. Müteahhitlerimiz doğrudan pek fazla iş alamasalar da, taşeron olarak büyük projelere imza atıyorlar. Ayrıca Suriye, Mısır, Tunus gibi ülkelere gitmekten çekinen birçok aile de, biraz da dizilerimizin etkisiyle, tatil için yurdumuzu tercih ediyor.Türkiye'den özellikle hac ve umre için kutsal toprakları ziyaret edenler de, iki ülke arasındaki yakınlaşmaya katkı sağlıyor. Geçen sene 400 bin Türk bu toprakları ziyaret etti. Hac ve umre için gelen ziyaretçiler Suudi Arabistan için çok önemli bir ekonomik kaynak. Tahminler sadece haccın ülkeye olan yıllık getirisinin 4 milyar dolar civarında olduğu yönünde.

GÖNLÜM BAŞKA AKLIM BAŞKA SÖYLÜYOR
Şehirleri gezerseniz her yerde inşaat görürsünüz. Göz alıcı bir mimari ile yapılmış birçok prestij binası da kentlere ayrı bir güzellik katıyor. Özellikle Riyad ve Cidde de bu tip binalara rastlamak mümkün. Benim en çok ilgimi çeken binaların başında, içinde genel müdürlüğünü bir Türk'ün yaptığı Four Seasons oteli de bulunan Riyad'daki Kingdom Towers gökdeleni oldu.Bu arada Mekke'ye de gitme imkanım oldu. Mekke'de, özellikle Kabe'nin çevresinde her zaman inşaat var. Bu kutsal şehre Müslüman olmayanların girmesi yasak olduğundan bu inşaatların çoğunu, taşeron olarak da olsa, Türk şirketleri yapıyor. Tabii bu arada Mekke, özellikle de Kabe'nin çevresi devamlı değişiyor.Kabe'nin yanına yapılan ve bizim kamuoyumuzu da en çok meşgul eden yapı, Ejyad Kalesi yıkılarak yerine yapılan dev gökdelen kompleksi Zamzam Towers. Bu bina, alışveriş merkezi, ofisler ve otellerden oluşuyor. Otellerin en önemli özelliği, son derece lüks olmaları ve tüm odalarından Kabe'nin görünmesi. Şimdi de, gene Kabe civarında birçok bina yıkılıyor ve yerine Zamzam Towers gibi dev gökdelenler dikiliyor.

Bazıları bu kadar inşaatın Mekke'nin tarihi dokusunu bozduğunu, inşaatların uzağa yapılması gerektiğini ve tarihi Mekke'nin korunması gerektiğini düşünüyor. Bazıları da, 100 binlerce insanın aynı anda Kabe'de bulunabildiğini, birçoğunun yaşlı olduğunu ve bu kişilerin konfor ve güvenliğinin ancak Kabe'nin yakınında konaklama imkanı sunularak sağlanabileceği görüşünde. Her iki görüşte de haklılık payı var. Bu konuda gönlüm başka bir şey, aklım başka bir şey söylüyor.Tabii Mekke'nin en büyük özelliği dinimizin doğduğu şehir olması. Zaten bu yüzden Mekke"nin bir ismi de Ümmül Kura, yani şehirlerin anası. Kutsal toprakların ayrı bir manevi havası, ruhu var. Ben birçok insanın Mekke ve Medine ziyaretinden sonra değiştiğini, hayatı çok daha değişik algıladığını gördüm. Bu yüzden, bence her Müslüman'ın eğer imkanı var ise, hayatında bir defa da olsa burayı ziyaret etmesinde fayda var.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Turizmin Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 216 481 51 21