• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • Ankara -1 °C
  • Antalya 10 °C
  • İstanbul 14 °C
  • İzmir 9 °C
  • The Populist, İstanbul’un gözde lokasyonlarından Bebek’te sevenleriyle buluşuyor 
  • TÜRSAB'da  Genel Kurulun Ertelenmesine İlişkin Bakanlık Duyurusu yayınlandı
  • Alo "176" Turizm İhbar ve Şikayet Hattı
  • The Populist, İstanbul’un gözde lokasyonlarından Bebek’te sevenleriyle buluşuyor 
  • TÜRSAB'da  Genel Kurulun Ertelenmesine İlişkin Bakanlık Duyurusu yayınlandı
  • Alo "176" Turizm İhbar ve Şikayet Hattı

İSKENDERİYE

KONUK YAZAR

Kahire'ye devrimden hemen sonra gelip, Tahrir meydanını görmeden gitmek olmaz. Bir köşesinde müze, diğer köşesinde Amerikan Üniversitesi olan, ortasından yoğun bir trafik akan sıradan bir meydan. Tüm Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasını derinden etkileyen Arap Baharı'nın bu kalabalık ve telaşlı meydandan başladığına inanmak çok zor.Sonrasında karayolu ile İskenderiye yolculuğumuz başladı. Yoldaki tek zorluk Kahire'den çıkarken ve İskenderiye'ye girerkenki trafik.

 Onun haricinde Nil deltası boyunca uzanan altı şeritli duble bir yoldan gittik. Yol boyunca konaklama yerleri ve benzinciler mevcut. İskenderiye yakınlarında birkaç tane rafinerinin yakınından geçiliyor. Eğer benim gibi geceleyin geçerseniz, mutlaka bacalardan çıkan alevlerden ve ışık denizinden etkilenirsiniz.

Yaklaşık üç saatlik yolculuktan sonra aracımız İskenderiye'ye girdi. Şehir tipik bir Akdeniz kıyı kenti. Sahilde güzel bir korniş yolu var, bu yönüyle İzmir'i andırıyor. Kornişteki binalar zamanında bu kentin Akdeniz'in incisi sıfatını nasıl gururla taşıdığının birer kanıtı. Ama şimdi hepsi bakımsız ve yorgun... Bana eski güzel ve haşmetli günlerini özlemle anan yaşlı ve düşkün aristokratları hatırlattılar.

İSKENDERİYE SAHİLİ
İskenderiye'yi dünya çapında meşhur eden iki özelliği var, ikisi de bugün kayıp; İskenderiye feneri ve İskenderiye kütüphanesi. Şehir MÖ 332 yılında Büyük İskender tarafından kurulmuş ve adını kurucusundan almış. Bugün altı milyonluk nüfusuyla Mısır'ın ikinci büyük kenti. Yaz aylarında nüfusu sekiz milyona çıkıyor çünkü birçok Kahireli yazı geçirmeye buraya geliyor.İskenderiye Feneri dünyanın yedi harikasından biri. MÖ 300"lü yıllarda yapılmış ve MS 1300 civarında da bir depremle yıkılmış. Dünyadaki en uzun deniz fenerlerinden biri olarak kabul ediliyor. İskenderiye Kütüphanesi de fener ile aynı yıllarda kurulmuş. Yaklaşık 700 yıl boyunca kütüphanede 150 bin cilt el yazması eser birikmiş. Daha sonra da pagan eserlerin bulunduğu ve bunun da Hıristiyanlığın gelişmesine engel teşkil ettiği düşüncesi ile, Hıristiyanlar tarafından, içindeki eserleri ile beraber yakılmış.Otelimiz korniş yolunun sonunda, son Mısır kralı Faruk'un sarayının bahçesinde. Saray bahçesine girerken tüm otomobiller durduruluyor ve kontrol ediliyor. Sanırım bu güvenlik önleminden dolayı burayı seçmişler.

KRAL FARUK'UN SARAYI
 Resepsiyonda, İskenderiye Başkonsolosumuz Sn. Semih Lütfü Turgut bizleri bekliyordu. Bavulları bırakıp yakındaki bir otelde düzenlenen İskenderiye'deki Türk yatırımcılarla yemekli toplantıya gittik. Yaklaşık 20 arkadaşımız gelmişti. Genel olarak işlerden memnun olmalarına rağmen, üzerlerinde yeni hükümetin henüz kurulamamış olmasının getirdiği bir tedirginlik var. Mısır"a yatırım yapmalarının başlıca sebepleri enerjinin, iş gücünün ve arsa maliyetlerinin düşüklüğü. Ayrıca QIZ"lerin olması da ABD ye ihracat yapan firmalar için büyük avantaj. Bildiğiniz gibi QIZ (Qualified Industrial Zone) Mısır ve Ürdün de bulunan bazı özel sanayi bölgelerine verilen isim. Bu bölgeler ABD"nin özel izniyle kuruluyor ve burada üretilen ürünler, içeriklerinin bir kısmının İsrail"de üretilmiş olması şartıyla, ABD"ye gümrüksüz ihraç edilebiliyor.

Mısır"da işçilik ucuz olmasına rağmen verim yarı yarıya düşük. Diğer bir deyişle, Türkiye"de bir işçiyle yaptığınız işi burada iki işçiyle yapıyorsunuz. Doğalgaz kaynakları bol olduğundan elektrik üretimi ağırlıklı olarak doğalgaza dayanıyor ve ülke, dünyanın en büyük gübre üreticilerinden biri. Burada üretim yapmanın en büyük zorluğu ara eleman eksikliği. Biraz bilgisi ve becerisi olan Mısırlılar"ın hemen hepsi körfez ülkelerine çalışmaya gitmiş.

MUTLAKA İTTİFAK KURMALIYIZ
21 Eylül Çarşamba tüm gün toplantılarla geçti. Sabah ilk toplantı ASCAME arama konferansı idi. Mısır tarafından Sanayi Bakanı, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve İskenderiye Valisi vardı. Bizim oda başkanları da tam kadro katıldılar. Hatta ilk defa Libya temsilcileri de geldi. Daha evvel Kaddafi'nin, Barselona Süreci'ni kabul etmemesi sebebiyle hiçbir toplantımıza katılmazlardı. Hatta bu yüzden eski başkanları ile ben biraz atışmıştım. Bu yeni gelen arkadaşları daha evvel hiç görmedim. Bu kadar hızlı nasıl organize olduklarına da biraz şaşırdım. Ama iş, toplantının sonunda dilek ve Temenniler kısmında Libya temsilcisine söz verince ortaya çıktı. Temsilci, ASCAME üye ülkelerinin bazılarının hala kendi ülkelerindeki Libya varlıklarını dondurmaya devam ettiklerini, bunların biran evvel çözülüp NTC (Geçici Hükümet)"ye devredilmesi tavsiye kararının çıkarılmasını talep etti.

Öğleden sonra ASCAME"nin yönetim kurulu toplantısını yaptık. Hassas maddeler görüşülmesine rağmen sakin geçti. Akşam Mısır Yatırım Ajansı ile bir toplantı, akabinde gala yemeği. Yemekten sonra da İskenderiye havalimanına intikal edip sabaha karşı İstanbul'a döndük.
Bu geziden edindiğim izlenim, Mısır çok önemli bir ülke. İster turizm amaçlı, ister ticari amaçlı mutlaka ziyaret edilmesi gerekir. Türkiye'nin bölgede en güçlü müttefiki olabilir ve böyle bir ittifak bizim politik ve ekonomik etkinliğimizi ciddi olarak artırır. Halktaki Türkiye sevgisi de bizim en büyük avantajımız. Bu toplantılarda emeği geçen herkese, bizi ağırlayan Mısırlı dostlarımıza ve Dışişleri yetkililerimize bu vesileyle en kalbi teşekkürlerimi sunarım.

Mısır Odalar Birliği Başkanı, İskenderiye Başkonsolosumuz ve Mersin TSO Başkanı İşadamlarımız için Mısır'a gelmenin tam zamanı. Mısır"da şirketlerimiz ağırlıklı olarak konfeksiyon alanında yatırım yapmışlar. Türk şirketlerinin yaklaşık 50 bin Mısırlı istihdam ettiği ve son 7 ayda Mısır'dan Türkiye'ye konfeksiyon ihracatının yüzde 53 arttığı düşünülürse, buradaki iş hacmimiz daha iyi anlaşılır. Şimdi yapılması gereken tekstil harici sektörlere de ilgi göstermek. Öncelikli sektörler finans, lojistik ve enerji gibi gözüküyor. Ülke nüfusu ve mevcut taşıtların durumu göz önüne alındığında, otomotiv de gelecek vaat ediyor. Bina stoğu eski ve alt yapı yatırımları da eksik olmasına rağmen, rekabet yüzünden inşaat sektörü zor görünüyor. Finans sektörü çok stratejik. Bir ülkede kalıcı ekonomik faaliyet göstermek istiyorsanız ilk olarak mutlaka finans sektöründe varlığınızı göstermeniz, banka sahibi olması gerekir. Eğer bankanız yoksa varlığınız geçicidir; pamuk ipliğine bağlıdır. Mısır hükümeti kısa vadede yeni banka lisansı vermeyi düşünmüyor. Yapılacak tek şey, hazır bankalardan birini satın almak.Lojistik sektöründeki fırsatları da sadece bir örnekle açıklayayım.

15 milyonluk Kahire, Nil nehrinin iki yakası boyunca uzanıyor. Şehirdeki trafik İstanbul'u mumla aratır durumda ve ulaşımda nehir neredeyse hiç kullanılmıyor.Enerji ise işgücü ve toprak ile beraber, bu ülkede ucuz olan diğer bir parametre. Ülkenin çok zengin doğalgaz kaynakları var. Bizim yatırımcılarımızın söylediğine göre, doğalgaz Türkiye'ye göre yaklaşık dörtte bir daha ucuz. Bir başka işadamımız ise araçlarının benzinini masraf kalemi olarak bile saymadığını söyledi. Yalnız bu doğalgaz meselesi önümüzdeki günlerde yeni hükümetin başını çok ağrıtacak gibi görünüyor. Çünkü, sanırım 1977 antlaşması (Camp David) gereği, Mısır, İsrail'e iç piyasa fiyatının yarısına doğalgaz satıyor. Bu da halkın en fazla muhalefet ettiği konuların başında geliyor

Mısır ve Türkiye"nin birbirlerine ihtiyacı var. Türkiye tüm bölge ülkelerin iyi ilişkiler kurmak istediği, politik olarak da, askeri olarak da, ekonomik olarak da, tartışmasız lider ülke. Bizim ise, Arap aleminin en önemli ve sanayileşmiş ülkelerinden biri ve 80 milyonluk nüfusu ile (Arap dünyasının üçte biri) ciddi bir ağırlık merkezi olan Mısır'ın desteğine ihtiyacımız var. Böyle bir ittifak hem Ortadoğu hem de Avrupa Birliği politikalarında elimizi çok güçlü hale getirir.

ORTADOĞU"NUN TÜRKİYE HAYRANLIĞI ÇOK BÜYÜK AVANTAJ
Tüm Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi burada da Türkiye hayranlığı insanın göğsünü kabartacak seviyede. Özellikle Başbakanımız"a olan hayranlık o seviyede ki, herhalde AK Parti buralarda seçime girse yüzde 100"e yakın oy alır. İki basit örnek vereyim;İskenderiye'de, Türk yatırımcılarla akşam yaptığımız yemekli çalışma toplantısı bitmiş, sokakta minibüsümüze binmeye hazırlanıyorduk. Minibüs önümüzde durdu, yolu diğer araçların trafiğine kapattı. Ben, Başkonsolosumuz ile ertesi günkü programın son detaylarını kararlaştırmaya çalıştığımdan, binmekte biraz geciktim. Birden beyaz giysileriyle bir polis belirdi ve koşarak yanımıza geldi. Ben, "Tamam, yolu tıkadığımız için şimdi bize çıkışacak" diye düşünürken, tam önümüzde durdu, afili bir selam çaktı ve:
“I love Erdoğan” (Erdoğan'ı seviyorum) dedi.

Diğer hatıram da Euromed Akdeniz İş Zirvesi'nden. Mısır devriminden ve İskenderiye şehrinin öneminden de bahsettiğim açılış konuşmamdan sonra masama döndüm. Hemen çaprazımda oturan İskenderiye Valisi bana doğru eğildi ve aramızda şu konuşma geçti:
- Çok güzel konuştunuz, bizi ve şehrimizi övdünüz, teşekkür ederim.
- İskenderiye çok güzel bir kent, böyle bir şehre vali olduğunuz için büyük onur duymalısınız. Her yaptığınız hizmet, çocuklarınıza bırakacağınız en güzel mirastır.
- Çok haklısınız, ben de aynı Erdoğan gibi yapmaya çalışıyorum. O, başkan olduğu zaman İstanbul nasıldı, bıraktığı zaman nasıldı...Ben, Vali"nin Sn. Erdoğan'ın belediye başkanlığı döneminde İstanbul'a yaptığı hizmetleri tam olarak bildiğini pek sanmıyorum. Ama onun gözünde ideal şehir yöneticisi Sn. Erdoğan... Tıpkı bizim polisin gözündeki ideal devlet başkanının da olduğu gibi.


KIVANÇ TATLITUĞ VE DİZİLER FAKTÖRÜ
Kültürel olarak da, aynen diğer Ortadoğu milletleri gibi bizden derinden etkileniyorlar. Tabii buradaki en önemli etmen dizilerimiz. Kıvanç Tatlıtuğ ve Tuba Büyüküstün en çok hayran olunan sanatçılar.
Büyükelçimiz geçtiğimiz günlerde Mısır iş kadınlarının düzenlediği bir toplantıya katılmış ve işkadınlarına Türkiye'den taleplerini sorunca, aralarında şöyle bir diyalog geçmiş:
- Bize Muhanned'i (Kıvanç Tatlıtuğ"un oradaki adı) getirebilir misiniz?
- Olur getiririm ama ne yapacaksınız ki? O şarkıcı değil şarkı söyleyemez, müzisyen değil bir enstrüman da çalamaz?
- Olsun, gene de gelsin. Podyuma çıkar bize bakar, biz de ona bakarız:)
Odamızın ASCAME Danışmanı Sn. Paykal Ben de benzer bir deneyim yaşadım. Salı akşam en son toplantım Mısır Yatırım Ajansı ile. Ajans başkanı aynı zamanda bakan yardımcısı sıfatı da taşıyor, haliyle bu göreve yeni atanmış. Yardımcısı Wafaa Hanım ise daha evvel de bu görevde olan ve benim önceden de tanıdığım bir hanımefendi. Toplantı bittiğinde, hem günün yorgunluğunun biraz olsun dağılması hem de konunun değişmesi için Wafaa Hanım"a Muhanned'i tanıyıp tanımadığını soruyorum.

Bu arada, Wafaa Hanım son derece ciddi, işinin aşığı ve muhafazakar bir insan. Sorum üzerine bana sanki uzaydan gelmişim gibi bakıyor:
- Mısır'da herkes Muhanned'i tanır, onun programı başlayınca hepimiz elimizde ne varsa bırakır onu seyrederiz.Bu diyaloğun üzerine Kıvanç Tatlıtuğ'un en son dizisi "Kuzey ve Güney"in daha ilk bölümünden itibaren Türkiye'deki reytingini ve üzerine yapılan yorumları hatırladım. Bu yeni dizinin Arap coğrafyasında oluşturacağı dalgayı hesap etmek hiç de güç olmasa gerek. Bu dizilerdeki karakterler izleyici için rol model oluyor. İzleyiciler, onlar gibi görünmek, onların kullandıkları eşyaları kullanmak, onların yaşadıkları hayatlara benzer hayatlar sürmek istiyor. Özellikle Ortadoğu'daki Türkiye imajına, olumlu ve olumsuz yönleriyle, bu dizilerin katkısı büyük. Hollywood'un ABD'yi, Amerikan hayat tarzını pazarlamaktaki başarısını bu açıdan bizim de kesinlikle örnek almamız gerektiğini düşünüyorum.

Kahire Büyükelçimiz Sn. Botsalı ile toplantı öncesinde
Daha sonra karayolu ile İskenderiye'ye geçeceğiz. Akşam konsoloslukta Türk işadamları ile bir toplantımız var. Yarın sabah, başkanı olduğum ASCAME (Akdeniz Odalar Birliği)"nin bir konferansı var. Açılış konuşması yapmam lazım. Öğleden sonra gene ASCAME"nin yönetim kurulu toplantısına başkanlık edeceğim. Gündeme bakılırsa tartışmalı geçecek gibi görünüyor. Akşama da Euromed'in bizimle (ASCAME) ortaklaşa yaptığı "Akdeniz için Yeni Perspektifler" başlıklı konferansın resmi açılışı var. Yeni hükümetin birçok bakanı da katılıyor. Mısır'da devrimden sonra yapılan en büyük uluslararası organizasyon. Organizatör dostlarımız bu yüzden pek telaşlı. Onların telaşı bana da sirayet etti, açılış konuşmasında neler söyleyeceğimden çok emin değilim... Daha sonra da, gece yarısı kalkan uçakla geri döneceğiz.
 
GÜNLÜK GELİR BİR DOLARIN ALTINDA
Uçağımız Akdeniz'i geçip Mısır topraklarına girdi. Nil nehrini izleyerek başkent Kahire'ye yaklaşıyoruz. Nil, bu ülkenin can damarı. Her iki yakasında da ekilmiş tarlalar var. O yeşilliğin ortasına serpiştirilmiş kasabalara, köylere bakıyorum. Kahverengi hakim ton. Yollar genelde toprak. Refah içerisinde olmadıkları çok net görülüyor. Mısır'ın nüfusu 80 milyon. Bu nüfusun beş milyonunun günlük geliri bir doların altında. 35 milyon Mısırlı"nın günlük geliri ise iki doların altında. Devrim esnasında en çok korkulan, bu insanların kentleri basıp yağma yapmalarıymış. Ancak birkaç münferit olay dışında, korkulan olmamış.

Kahire'yi büyük bir merakla havadan seyrettim. 15 milyonluk dev bir metropol. Şehir, Nil nehrinin iki yakasına kurulmuş. Batı yakasında nispeten daha mütevazı mahalleler var. Tüm binaların çatıları düz. Özellikle batı yakasında yeşillik çok az, binaların neredeyse tamamı boyasız. Göz alabildiğine kahverengi bir manzara. Çok da düzenli olmayan bir yerleşim, genelde dar sokaklar... Doğu yakası çok daha modern. Havaalanı da doğu tarafta. Şehrin bu kısmındaki binalar daha yeni, yollar daha geniş ve nispeten daha yeşil


THY"Yİ TEBRİK ETMEK GEREKİYOR
Kahire"ye indiğimizde bizi THY istasyon şefi Serkan Bey karşılıyor. Genç, sempatik ve gayretli bir insan. Bu açıdan da THY, tebriği hak ediyor. Gerek uçaklarda gerekse yer hizmetlerinde görevli personel, hem iyi yetişmiş hem de işlerini severek yapan kişiler. Bunu havayolu seyahatlerimde hep gözlemledim. Serkan Bey, bizim pasaporttan ve gümrükten geçişimize yardım ederken, bir yandan da sorularıma cevap vermeye çalışıyor. Kahire havalimanı iki sene evvel hizmete girmiş. Modern ve ışıklı. TAV inşa etmiş ve gerçekten de başarılı bir iş çıkartmış. Daha evvel Hamdi Akın Bey'den hikayesini dinlediğim için bu inşaatın bizimkileri ne kadar üzdüğünü biliyorum. Ama sonuçta ortaya ulusça göğsümüzü kabartan bir eser çıkmış. Devrim günlerinde Serkan Bey ve THY personeli havalimanında gecelemişler. Tüm işlemleri kendileri gerçekleştirerek yaklaşık altı bin vatandaşımızın tahliyesini gerçekleştirmişler.

"Devrimden sonra ne değişti?" soruma çok hoş ve düşündürücü bir cevap verdi:
- Çok da fazla bir şey değişmedi. Eskiden de asker vardı, şimdi de asker var. Yalnız, artık insanlar hak aramayı öğrendiler. Şimdi en ufak bir olumsuzlukta ya gösteri yapıyorlar ya da greve gidiyorlar. En son bu yolla Mısır Hava Yolları'nın müdürünü istifa ettirdiler.

KÖKSÜZLEŞMENİN BİR SEBEBİ DE YENİDEN YAPILANMA
Daha sonra otomobil ile Kahire'nin içerisinden geçerken, mimarisi muhteşem tarihi binalar da gördüm. Fakat vaktimiz olmadığından hiçbirini ziyaret etme imkanı bulamadım. Kahire'yi en son 2000"li yılların başında ziyaret etmiştim. O zamandan bu zamana pek bir şey değişmemiş. Hele bizim gibi, sabah kalktığı zaman neredeyse sokağını bile değişmiş bulan İstanbullular için Kahire hep aynı.

TAHRİR MEYDANI
Elbette şehirlerin de, aynı insanlar gibi, büyümesi, gelişmesi lazım. Yılların şehre modern binalar, geniş yollar, hayatı kolaylaştıran altyapı hizmetleri getirmesi lazım. Ama öte yandan da şehir, ruhunu, geleneğini kaybetmemeli. Sıfırdan yapılan geniş yollar, gökdelenler ve insanın başını döndüren alışveriş merkezleriyle bezeli kentler inşa etmek, çöllerde veya yeni yerleşim birimlerinde mümkündür. Körfez ülkelerinin veya ABD"nin yaptığı da bu zaten. Ama İstanbul, Kahire, Paris, Roma gibi tarihi olan kentlerde, eskiyi yıkıp yeniyi inşa ederken çok dikkatli olmak lazım diye düşünüyorum.

Babamla İstanbul'u gezerken, kendisi bana şimdi yerinde olmayan pek çok binadan ve hatıralarından bahseder. Benim çocukluğumun geçtiği sokaklar da artık neredeyse tamamen değişti. Bunun ben dahil pek çok insanda yabancılaşma, köksüzleşme hissi yarattığını düşünüyorum. 
 Şoförümüz pek fazla İngilizce bilmiyor. Yolda bize yarı İngilizce yarı Arapça, Kahire'nin tarihi binalarını tanıtıyor. Kahire"de trafik de değişmemiş. Ben İstanbul'da otomobil kullanabilenlerin dünyanın her yerinde otomobil kullanabileceğine inanırım ama Kahire hariç! Trafik çok yoğun ve tam bir keşmekeş. Araç veya yaya hiç fark etmiyor, bir anda önünüze kırıveriyorlar! Durmak size ait...

Büyükelçilik Rezidansı,  Nil'in batı kıyısında, Four Seasons otelinin hemen yanında, bahçe içinde tarihi bir eser. Bina, daha önce prenses Kazime'nin sarayıymış. Meraklı olanların bileceği gibi, 1950"lere kadar Mısır hanedanının kullandığı dil Türkçe ve Fransızca. Prenses Kazime, hanedanın en gözde prensesi. Babası Mısır Sultanı Hüseyin Kamil. Sarayı, Prenses 1922 yılında inşa ettirmiş. Türkiye Cumhuriyeti olarak da 1942"de binayı bizler satın almışız. Rezidans"da prensesin çok güzel bir portresi var. Sayın Yaşar Yakış Kahire büyükelçisiyken resmin orijinalini bir antikacıda bulmuş ve büyüterek yaptırmış.

Mısır 1805"den (Kavalalı Mehmet Ali Paşa) 1953"e (Kral Fuad II) kadar Kavalalılar Hanedanı tarafından idare edilmiş. Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın dedeleri aslen Konyalı. Daha sonra Edirne'ye göçmüşler. Oradan da ailenin atası İbrahim Ağa Makedonya'nın Kavala şehrine bekçibaşı tayin edilmiş. Daha sonra torunlardan Kavalalı Mehmet Ali Paşa, vezir rütbesiyle Mısır'a vali olmuş (1805). Hanedan 1953 yılında Cemal Abdulnasır'ın darbesiyle yönetimden uzaklaştırılmış ve cumhuriyet ilan olmuş.

EYVAH! OSMANLI GERİ GELİYOR
Sn. Botsalı ve müşavirleri ile çok verimli bir toplantı yaptık. Daha sonra da kendisi, tüm maiyeti ile beraber, bizleri büyük bir nezaketle yemeğe davet etti. Sohbette konuşulanlar kafamdaki Mısır resminin netleşmesini sağladı. Gerek Sn. Başbakan'ın gerekse işadamları heyetinin daha öce burada gerçekleştirdiği temaslar son derece başarılı geçmiş. Batılı ülkeler, "Msır'da neler oluyor, nasıl pozisyon alalım?" diye düşünürken, bizim harekete geçip böyle güçlü bir şekilde gelmemiz, bazı mahfillerde "Eyvah! Osmanlı geri geliyor" endişesi bile doğurmuş.

Kahire"de belediyecilik anlamında yapılacak çok şey var. Şehrin bildiğimiz manada bir belediye başkanı yok. Atanmış vali aynı zamanda belediye başkanı. Büyükelçimizin dediğine göre, vali başkanlığında bir heyet, İstanbul örneğini incelemek ve benzer yatırımları yapmak için ekim ayı başında İstanbul'a gelecekmiş. Bu ziyaret esnasında altyapı konusunda uzman firmalarımızı heyetle tanıştırmak istediğimizi belirttim, Sn. Botsalı gerekli temasları yapacağını söyledi.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Turizmin Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 216 481 51 21