• BIST 114.322
  • Altın 398,828
  • Dolar 6,8573
  • Euro 7,7431
  • İzmir 28 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Antalya 35 °C
  • Ankara 25 °C
  • Turizmin Sesi Dergimizin HAZİRAN  Sayısı Yayında 
  • Turizmin Sesi Dergimizin MAYIS  Sayısı Yayında 
  • Turizmin Sesi Dergimizin NİSAN  Sayısı Yayında  
  • Turizmin Sesi Dergimizin HAZİRAN  Sayısı Yayında 
  • Turizmin Sesi Dergimizin MAYIS  Sayısı Yayında 
  • Turizmin Sesi Dergimizin NİSAN  Sayısı Yayında  

PANTEONDAN RAHİP KRALLARA

HAKAN EĞİNLİOĞLU

DİNİN KURUMSALLAŞMASI VE MEZOPOTAMYA UYGARLIĞININ TEMEL HARCI 

Sümer panteonunda gerçekte bir eşitlik yoktu. Binlerce tanrı arasında hiyerarşik bir düzen mevcuttu. Yedi büyük tanrı tüm panteonun en kudretli tanrlıarıydı ve karar mekanizmasının başını çekiyordu:  An, Enlil, Enki, Ninhursag, Nanna-Sin, Utu, İnanna. 

An: En büyük tanrıydı. Gökyüzü tanrısı. 
Enlil: An' İn oğlu olup daha sonra ilk plana o geçecektir. Havanın ve rüzgarların efendisi.
Enki: Bilgeliğin ve suların tanrıçası 
Ninhursag: Dağın kraliçesi. Büyük toprak ana.
Nanna- Sin: Yeraltı dünyasının efendisi. Ay.
Utu: Adaletin, hukukun tanrısı. Güneş
İnanna: Aşkın, bereketin, savaşın tanrıçası,  Venüs gezegeni.

Tanrılar panteonunda bir de alt düzeyde tanrılar vardı: Anunnakiler ve İgigiler. Bu tanrılar yukarıdaki tanrılara hizmet etmekle gorevliydiler. Bir çeşit köle - tanrı pozisyonundaydilar. İgigi’ler gök tanrısı An’ın, yeraltı ve yeryüzü sularında yaşayan Anunnaki’ler ise Ereşgikal’in yanında görevlendirilmiştir.

Bir gün bilge tanrıça Enki "tanrıların tanrılara hizmet etmesini" adil bulmadığını söyledi ve panteonun kararıyla tanrılara hizmet etmek için insanları yarattılar. İşte, o insanlar yaklaşık M.Ö. 4000 yıllarında doğudan gelip Basra Körfezin kıyılarına Fırat ve Dicle arasına yerleştiler. Onlara tarihte Sümerler denildi. Ne Sami ırktan ne de Hint Avrupa kavimlerinden değillerdi. Bundan dolayıdır ki bu halk tanrılarına çok önem verdi. Her yeri aynı zamanda onların evi olarak gördükleri tapınaklarla donattıtar. Her kral aynı zamanda baş rahipti. Rahipleri ve rahibeleri krallar seçerdi. Ruhban sınıfına ait olmak toplumsal bir ayrıcalık haline gelmişti. Tarihte dinin kurumsallaşma süreci de başlamıştı ve gerek Sümer kralları gerekse de diğer Mezopotamya halklarının yöneticileri siyasal erklerini dini erkle pekiştirerek egemenliklerini kutsal boyutlara taşıdılar. 

Sümer tanrıları yukarıda saydıklarimizdan ibaret degildi kuşkusuz. Binlerce tanrıdan söz edilir. Tanrılar ebedi ve sonsuz güç sahibiydiler. Aynı insanlar gibi düşünür,  sever, evlenir, kavga eder. Onlar gibi yaşar ve çocuk sahibi olurdular. Her duygunun, nesnenin ve durumun kendi temsil gücü dışında bir tanrısı vardı.  Tüm doğa varlıkları ve duygular... Anımıştık  ve şamanik inanç rituellerinin dinselleşme sürecine girdiğini görmek mümkün. Çağdaş New Age spirituel harekette tüm entitilerin birer tanrı olarak karşımıza çıktığını düşleyin. 

Aşk ve bereket tanrıçası İnanna(İştar) ile Uruk Kralı  Dumuzi’nin evlenmesi "kutsal evlilik geleneğinin" de başlaması anlamına geliyordu. Sümer tanrıları insanlar ile iç içeydi ama kendilerine danışılmadan, basvurulmadan hiç bir şey söylemez,  müdahale etmezlerdi. İletişimi ruhban sınıfı kurardı. Yakarış ve terennumler ile süren dualar kanlı ya da kansız kurban faslı ile tamamlanırdi. Tanrıların cevabı kurbanların ciğerlerine bakılarak rahipler tarafından yorumlanirdi. Her şehrin,  her ailenin koruyucu tanrısı vardı.  Tanrılara en muhteşem hediyeler savaşarak elde edilen topraklar, yörede olmayıp çok uzaklardan getirilen değerli taşlar,  madenler ve esyalardi. Ticaret çok gelişmişti. 

Sümerler pek çok şehir devleti kurmuşlardı. Bu şehir devletleri uzun sure kendi aralarında ve Güney- Bati Iranda bulunan Elamlilarla savaştılar..  M.Ö.2700'lerde Lagaş Kralı Eannatum tüm diğer kentleri ele geçirerek birliği sağladı ve Sümer Krallığını ilan etti.  

Neolitik Dönemi Anadolu'da çok daha önceden başladığı halde, Catalhöyük (M.Ö. 8000 yaklaşık) ve daha gerilere gidersek Göbeklitepe (M.Ö. 12000 yaklaşık) şehirleşme, toplumsal organizasyon, kurumsal olarak din ve devlet Sumerlerle gelişmiştir. Aynı şekilde ticaretin de sistematiklestigi ve tüccar bir sınıfın ortaya çıkması da tarihte ilk kez Sumerlerle ilişkilidir. Ticaret esnasında kayıt tutulmaya başlaması hem damganin hem de yazının keşfini de beraberinde getirir. (M.Ö. 2500) önceleri her nesne /olay için daha resimsel bir işaret kullanılırken daha sonra her sese denk gelen işaretler olarak gelişir yazı  ve bu işaretler çiviyi andırdığından Sümer yazısına "çivi yazısı" da denmiştir. İlk alfabe ise daha sonra M.Ö. 1000 dolaylarında Fenikeliler tarafından bulunacaktır.  

Yazının Anadolu'ya gelişi de Asurlu tüccarlar yoluyla M.Ö 1800- 1900 Yılları dönemine denk gelir. Mısırlılar ise bir kaç yüzyıl sonra hiyeroglif yazılarını geliştirirler (M.Ö. 2300 yaklasik )Yazının kullanılması ile birlikte Tarih öncesi Dönem (prehistorya) biter ve tarih çağları başlar. Çömlekci çarkı da ilk kez Sümerler tarafından kullanılır. (M.Ö 3400). Bu keşif ile birlikte Neolitik Aseramik ve seramikli dönem olarak ikiye ayrılarak incelenir. Tekerleğin bulunuşu da önce kizağın kesfiyle başlamış,  sonra malların götürülmesi işleminde tekerleğin  keşfini zorunlu kılmıştır. Tekerleğin keşfi başlı başına büyük bir teknolojik keşif olarak karşımıza çıkar.  Bu sayede hem ticaret hem savaş alanında büyük ilerleme sağlanmıştır.  

KISA AKAD DÖNEMİ  (AGADE DEVLETI)

Sümer siyasal birliği bir rahibenin tapınakta dünyaya getirdiği gayrimeşru bir çocuğun kaderi ile bir süreliğine kesintiye uğrar. Tarihe Sargon olarak geçecek çocuk zengin bir aileye evlatlık verilir. Saraya girer. Çalışkanlığı ile yükselir.  Kış Kralının bir savaşta yenilgiyle dönmesi üzerine darbe yapar yönetimi eline geçirir. Arkasına kuzeyden gelen göçer Sami ırkından Akadları alarak tüm Sümer şehirlerini eline geçirir. Akad Devleti tarihteki yerini alır.  Resmi dil Akadca olarak kabul edilir ve tüm Sümer tanrılarının adları da Akadca olarak değişir. Savaşçı bir halk ve hamasi bir edebiyat gelistirirler. Heykellerin boyutu 8-10 metreyi bulur. Tapınak ve saraylar ihtisamlidir. (M.Ö 2340). Bu dönem de çok uzun sürmez kuzeyden bu kez başka savaşçı göçer bir halk gelir ve M.Ö. 2200 yılında Akad Dönemi sona erer.  Sümer şehir devletleri, özellikle güneyde yeniden sahneye çıkarlar. Ur ve Lagaş bunların başında gelir.  

Bu dönem muhteşem sarayların ve heykellerin yapıldığı bir dönemdir ve Sümer Rönesansı diye anılır. Burada özellikle rahip krallara örnek olarak son derece dindar ve barışçıl bir kral olan Gudea' dan biraz bahsedeceğiz. Lagaş Kralı Ur baba 'nin kızı Ninalla ile evlenen, şehirli de olmayan Gudea unvan olarak hep prens olarak kendisini yazitlara yazdırdı. Yazıtlar, Gudea'nın Ur, Nippur, Adab, Uruk ve Bad-Tibira'da yaptırdığı tapınaklardan bahsetmektedir. Gudea aynı zamanda tarihin ilk bilinen mimarlarindandir. Tapınak lar için gerekli malzemeleri belirler, planlarını çizer ve tapınağı ilk briketi koyma görevini ustlenirdi (bu olay bugüne siyasilerin sembolik temel atma törenlerine kuşkusuz ilham vermistir).

Sümer saray ve tapınakları kare, dikdörtgen ve oval biçimde,  ortada geniş bir avlu, çevresinde oda gruplarından olusurdu. Akad mimarisinde ise bir yönde uzanan oda grupları planı ağır basmıştır. Bu dönemde kimi saraylar her iki plan tipinin sentezini oluşturur. Sümer tapinak/saraylarina  Zigurat (Tepedeki ev) adı verilirdi. Ziguratlar taracalar ustunde yukselen ve kalin yuksek kerpic/ tuğla duvarlarla örülü binalardır. İki ilåYedi kat arası ve üç bölümden oluşurlardı. Erzakların bulunduğu depolar, tapinak/okullar ve saray. Tanrilarin evi goğe yakin olmalıydı. Ziguratlarin en muhteşem ornekleri daha sonra Babil Döneminde görülecektir. Bilinen 32 zigurat vardır. Dördü İran' da gerisi Irak topraklarındadir. Krallar mimari ve yapı hakkında bilgi verip altlarına adlarını yazdıkları plaketleri özel çiviler ile binaya yerleştirirlerdi .  Gudea sarayların Lagas' in koruyucu tanrısı Ningirsu ve kendi koruyucu tanrısı Ningişzida' ya adar. 

M.Ö 2000 yıllarına doğru batıdan savaşçı göçer halklar gelir. Sami ırkından Babil ve ardından Asur Krallığını kuracak bu halklar son Sümer kalesi Ur şehrini de tarihten siler. 

Ancak Sümer uygarlığı bu halklara köklü biçimde  etkisini sürdürmeye devam eder. 

(Not: Başlıbaşna irdelenmeyi hak eden tarihin bilinen ilk destanlarindan Gılgamış Destanınıa ileride bir başka yazıda yer vereceğim)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Turizmin Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 216 481 51 21