• BIST 1.399,650
  • Altın 486,04
  • Dolar 8,3450
  • Euro 9,8900
  • İzmir 29 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Antalya 32 °C
  • Ankara 22 °C
  • Turizmin Sesi Temmuz 2021 29'ncı Sayısı Yayında 
  • Turizmin Sesi Haziran 2021 28'ncı Sayısı Yayında 
  • Turizmin Sesi Mayıs 2021 27'ncı Sayısı Yayında 
  • Turizmin Sesi Temmuz 2021 29'ncı Sayısı Yayında 
  • Turizmin Sesi Haziran 2021 28'ncı Sayısı Yayında 
  • Turizmin Sesi Mayıs 2021 27'ncı Sayısı Yayında 

NEDEN OLMUYOR?

HAKAN EĞİNLİOĞLU

Aslında uzun bir dönemdir rehberlik mesleğinin kronikleşmiş sorunları varlığını sürdürüyor. Turizm canlandığı zamanlar görmezden gelinen, ancak geçen yıllar boyunca gittikçe artan ve beraberinde yeni başka sorunları da tetikleyen...

Bunlar doğrudan ve dolaylı olarak ülkemizdeki turizm politikaları ve varolan turizm düzeni ile ilintili bir durum. Bir de bunların en üstünde ülke ve dünya siyaseti ve ekonomisi ile ilişkilendirilecek hususlar bulunmakta. Bilindiği üzere turizm sektörü her politik ve ekonomik krizden ilk önce olumsuz etkilenen, aynı zamanda da kriz bittiğinde ilk canlanan sektör.
 
Şimdi, rehberlik mesleğini irdelerken, bu yukarıda kısaca betimlediğim tabloyu gözönüne almamız ve kendimizi buna göre konumlandırmamız şart. Böyle bir çalışmayı bugüne kadar yapamamış olmamız en büyük handikabımız. Bu bize sürekli Bakanlığa ve turizm erkinin politikalarına mahkum eden işlevsiz bir meslek örgütlenmesini dayatıyor. Bu yüzden seçilen temsilciler/yöneticiler Bakanlık ve turizm etkiyle karşı karşıya gelmemeye, hatta Bakanlığa bağlı bir rehberlik dairesi tadında, bürokrat kafasıyla hareket ediyorlar. Bu durumda istediklerimiz değil, onların bize neyi ne kadar bahşettikleri söz konusu oluyor. Oysa, hepimiz biliriz ki, meslek kuruluşu kavramı bunun çok dışında, ilkeli olmayı, süreklilik içinde bir hak mücadelesini içerir. Yönetici/temsilcilerin de bu mentaliteye sahip olması gerekir. Buna sahip olmayan ve bu mentaliteyi özümsememiş yönetici "mış" gibi yapar ve palyatif çözümleri yaşama geçirir.
 
Tam da bu nedenle, TUREB Yönetimi, başta Türkçe rehberlik olmak üzere, meslek yasamızdaki pek çok - gerçekte kırmızı çizgimiz olan - maddenin revizyon edilmesi dayatmaları karşısında çaresiz kalmış, bu görüşmeleri önceleri dar bir grup içinde kapalı kapılar ardında müzakere etmiş, olay duyulunca bir zahmet oda başkanlarına bilgi verilmiş. Camia ise hala neler döndüğü hakkında bilgilendirilmemiş durumdadır. Meslektaşlardan istenilen "bize güvenin,  merak etmeyin, biz gerekeni yapıyoruz" retoriğidir. Ancak gelen bilgiler hiç de dik durulamadığı, önemli tavizlerin verildiği yönündedir. Tahminen Aralık ayındaki oda genel kurullarına kadar yasa revizyonlarının çıkmamasına çalışılacak ve bu dönemde, Bakanlık ve TÜRSAB ile uyumlu yönetimin seçimlerde elini kuvvetlendirmek için birkaç gözboyayıcı kararın geçirilecek oluşuna tanıklık edebiliriz. TUREB Yönetimi ilk başta belirttiğim mentaliteye sahip olması nedeniyle pandemi dönemini de yönetememiştir. Rehberlik mesleği bugüne kadarki en itibarsız dönemini yaşamakta ve en kötüsü, rehberler kendilerini psikolojik olarak yalnız, korunmasız ve çaresiz hissetmeye başlamıştır. Ekonomik sorunlardan en beteri de budur.
 
Eleştiri ve uyarılara laf yetiştirip, eleştiren herkesi düşman gözüyle gördükleri bir anda, sessiz sedasız, Alan Kılavuzluğu yasası da - hem de eskisinden daha tehlikeli biçimde - geçti. Yasa geçtikten sonra, yani iş işten geçtikten sonra, tweet atarak, paylaşımlar yaparak sosyal medya tepkisini başlattılar. Aynen Ayasofya’nın camiye çevrilmesi bitip resmileştikten sonra cılız ve etkisiz, suya sabuna dokunmayan kamuoyu duyuruları gibi. Kariye konusu da böyle oldu. Sürekli söylenilen ve fotoğraflar ile paylaşılan şu: Biz şu şu bakanla, müsteşarla, politikacılarla görüştük. Görüşüyoruz. İlişkilerimiz çok iyi. Ne kadar güzel…
 
Pandemi döneminde rehberler yaşadıkları  ekonomik çıkmaz karşısında, baktılar ki meslek birliği gerekeni yapamıyor, inisiyatif alarak "rehbere hibe" verilmesi kampanyasını başlattı. Hemen müdahale ederek "bunu siz yapamazsınız biz yapmalıyız" dediler. Gerçekten de bu tip kampanyalar mutlaka mesleki disiplin içinde meslek kuruluşları tarafından yapılmalı. Ancak meslek birliği ve rehberler arasında bir kere duygu ve amaç birlikteliği çoktan yok olmuştu. Meslektaşına güven duymayan ama ondan sonsuz güven bekleyen bir birlik...

Ama anlamadıkları şuydu: Eğer üyeleri bir meslek kuruluşuna güven duymamaya başlamışsa, o meslek kuruluşu yalnızlaşır ve gücünü kaybeder. Bu çok üzücü ve aynı oranda tehlikeli bir durumdur. Malesef bugünkü durum budur.
 
Bu etkisiz ve yanlışlarla dolu yaklaşımlarını dile getirmek ve uyarılarda bulunmak amacıyla elbette eskiden yöneticilik yapmış kimi rehberler de taşın altına elini sokacaktı. Bu mesleğe karşı duyulan sorumluluğun bir gereğidir. Başımızı kuma sokarak susamazdık. Ama ne yaptılar?  Geçmiş dönemleri, benim gibi geçmiş dönemde yöneticilik yapanları isnatsiz suçlamalar ile akılları sıra itibarsızlaştırmaya çabadılar. Kendi hesabıma, gereksiz laf dalaşına girmeyi doğru bulmam. Geçmişte ve bugün tüm yapılanlar kayıtlıdır. Belgelidir. Kimin ne yaptığı bilinmektedir. Rehberliğin bu kadar ciddi sorunları varken saçma sapan kişisel demagojilere fırsat verilemez.
 
Rehberlik Meslek Yasası’nın çıktığı yılı milat alırsak, yasanın öngördüğü TUREB'in bugün üçüncü dönem yönetim kurulu görev yapmakta. Eski yöneticilerden bugünkü TUREB uygulamalarına eleştiriler gelince, hemen geçmiş dönemlere karşı eleştiri ve suçlamalara giriştiler. Peki ama bu yönetim ne kadar yeni? Aslında en eski yönetim bugünkü TUREB yönetimi. Ve üstelik üç dönemin en kötü yönetimi. Kuruluş döneminden itibaren, doğrusu yanlışı ile bugüne gelen TUREB'in her defasında daha ileri gitmesi, eksikleri kapatması beklenirken, tam tersine kuruluştan bugüne olumlu hiçbir gelişme olmuyor. Çünkü uzun süredir rehberlik alanında egemen olan kariyerist, elitist ve bürokrat zihniyet bir ara kesintiye uğrasa da halen sürüyor.

Şimdi aşağıdaki tabloya bir dikkat buyurun. Aman başınız dönmesin…
 
Şimdiki İRO'nun Sayın Yönetim Kurulu Başkanı ve TUREB YK Başkan Yardımcısı 2002'den beri yönetimlerde, uzun süre de İRO'da Başkan Yardımcılığı yapmıştı. 2015'de yonetimleri ibra edilmeyerek,  İRO'da üç senelik bizim yönetimimiz dönemi zorunlu ara verdi. 2018'de tekrar yönetime geldi. Üstelik TUREB'de de yer alıyor. Bir diğeri, rehber eğitim gezilerinden sorumlu TUREB yöneticisi, 2012'de İRO yönetimindeydi. Kendisi adına, bilgisi dışında 2013'deki ilk TUREB GK'nda  katılmadığı halde sahte imza atıldığı ortaya çıkınca bunu yapanlara kızarak İRO YK'dan istifa etmişti. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra, geçmişteki ekip ile hareket ederek tekrar bu kez TUREB yönetimine girdi. İkinci TUREB döneminde ise sürekli eğitim gezilerine çıkan bir avuç rehber eğitmenden biriydi. Şimdi eğitim gezilerini o yönetiyor. İkinci TUREB yönetiminde sonradan eğitim gezilerini yöneten hanım meslektaşımız da bugünkü İRO YK'nda Başkan Yardımcısı.

Ya, bugünkü Sayın TUREB YK Başkanı? 

2002'lerden beri İRO yönetimindeki grupla birlikte hareket eden ve bu grubun Ankara'daki partneri olan grubun içindeydi. TUREB'in ikinci döneminde kendisi ANRO YK Başkanıydı. O zaman da TUREB yönetimi ile Odalar arasında ciddi sorunlar vardı ve TUREB'in odalardan kopuk yönetim anlayışına karşı anlaşma zemini bulamayan sekiz oda YK Başkanı arasında ilk Olağanüstü Genel Kurul isteyen ve sekiz oda adına rehber kamuoyuna açıklanan bildiri metnini yazan arkadaşımızdı. Peki kendisinin İRO yönetimi tarafından desteklenerek başkan seçildiği son GK'da ne yaptı?

Büyük çoğunluk gibi geçmiş yönetimi ibra ettiler. Oysa biz bir avuç arkadaşımız OGK istediğimiz bir yönetimi ibra etmeyerek tutarlı davrandık. Ama sonuçta bugün eleştirdikleri o yönetim de kendileri tarafından ibra edilmişti. İkinci dönem TUREB yönetiminde, Başkana ve yönetime muhalif olan o dönemki Aydın Oda Başkanı’nı TUREB yönetimi bir gerekçe bularak tarihimizde ilk kez kendi yönetiminden bir üyeyi kuruldan atmıştı. Eleştirdiğimiz bu olaya rağmen ondan boşalan yere getirilen arkadaş da bugünkü TUREB yönetiminde. İkinci dönem kuruldan atılan eski Aydın Oda Başkanı’nın yıllarca yardımcılığını yapmış arkadaşımız da bugünkü TUREB'in diğer üyesi.
 
Başınız döndü değil mi?

Açıkçası benim yazarken başım döndü. Peki niye hep aynı kişiler dönüp dolaşıp yönetimlere geliyor hiç düşündünüz mü?

Söyleyeyim, kabahatin büyüğü sizde canım kardeşim. OY KULLANMAYA GELMİYORSUNUZ… Hep kemikleşmiş organize bir grup arasında geçiyor bu yarış. İRO'dan somut örnek vereceğim. Son iki İRO GK'nda, oy verme hakkına sahip olan yaklaşık 3600 üyeden sadece 600-650 arası üye oy kullandı. Bu ne demek biliyor musunuz? %17.
 
 
Bir başka odadan örnek: 650 üyesi var oy kullanacak, sadece 45 üye seçime gelip, oy kullanıyor. Bu da %7 eder. Herkes kendi odası için bu hesabı yapsın. Meslektaşların büyük çoğunluğu oy kullanmaya gelmiyor. Yok o gün turum var, yok hastayım, yok hava soğuk, yok ben bunlara oy vermem... Bahane çok. Gerçekten büyük bir manisi olanlar elbette gelmemiş olabilir ama bu durum temsil açısından acı verici. Seçimler her halükarda demokratik biçimde, ilçe seçim kurullarının denetiminde yapılıyor.

Seçimlerde haklı haksız aranmaz. Hangi kesim daha iyi örgütlenmiş ve çalışmış ise, o liste kazanır. Artık gelen gelmeyen bütün rehberleri o yönetim temsil eder. Kendi anlayışını yaşama geçirir. Sanal alemden eleştirmek, kızmak dışında yapılacak bir şey kalmaz seçime katılmayan ama olan bitenden şikayetçi rehbere. Eğer bu önümüzdeki seçimde de katılım az olursa sonuç değişmeyecektir.
 
Seçimlerde okuldaşlık, dildaşlık, hemşehrilik, kankalık, aynı acenteden olmak gibi gruplaşmalar yerine her rehberin ilkesel olarak özgür iradesiyle oy kullanması son derece değerlidir. Benim görüşüme göre iki temel irade vardır seçimlerde. Birisi kariyerizm, diğeri ise ilkeliliktir.
 
Kariyerist yöneticiyi elitist tavrı olan, ulaşılmaz görüntü veren, yöneticiliği nüfus edinmek, kitabını, bir eserini tanıtmak, seçim zamanı turlar düzenlemek, televizyon kanallarında hükümet politikalarının sözcülüğünü yapmak, kamuoyuna çıktığında "rehber" kimliği yerine başka sıfatlarını kullanmayı tercih etmek olarak görebilirsiniz.

"Müzenin halılar ile kaplanmasından neden rahatsızlık duyuluyor ki, hiç mi evinizde halı yok" demektir bu anlayış.

"Senede 150 bin dolar kazanmayan rehber değildir” demektir.

"Öğrencilere kaliteli eğitim vereceksen 5 yıldızlı oteller ile olur bu" demektir.

Tanıdık bir gazeteciye marka rehber haberi yaptırarak tüm yönetim kurulunu marka rehber diye tanıtmaktır.

Eğitim gezilerini sürekli verdiği arkadaşları ile resim çektirip, üzerine "en iyi rehberler" ibaresini koymaktır. Yapılması zaten görevleri olan veya ufak tefek, sıradan işleri çok mühim işler yapmış gibi sunmaktır kariyerizm. Kisisel PR çalışmalarında çok başarılı olduklarının altını çizmeliyim. Ancak aynı başarıyı mesleğin tanıtımı, meslektaşların sorunlarını kamuoyuna taşımada gösterememelerinin nedenini yazının başından beri zaten izah etmeye çalıştım.
 
Bu rehber tabanından kopuk kariyerist grup gelen eleştirilere çoğunlukla kendileri yanıt vermez. Özelleştiri yapma alışkanlıkları da yoktur. Onların yerine hareket eden militan klavye trolleri bulunur. Bu kişiler de dikkat edildiğinde hep aynı kişilerdir. Neden bu işi yaparlar, neden yapılan yanlışları sahiplenir, savunurlar, neden eleştiri getirenlere çirkin bir dil ve seviyesiz suçlamalar ile karşı çıkarlar?

Aslında bu kişilerin o yönetimler ile ilişki biçimlerine ve bugüne kadarki bağlantılarına bakınız derim. Kendilerine de sorun çıkarmasın diye dernek kurdurulup, başına geçirilenler, büyük acenteler ile çalışmaları sağlananlar, rehber eğitim gezilerine sürekli çıkarılanlar...

Bir ödül biçimi her zaman vardır. Kariyerist yönetim anlayışı neon ışıklar ile aydınlatılmış süslü vitrinlerde hüküm süren ama tamamen temsil ettiği üyelerden kopuk, sorunlara derinlemesine girmeyen, turizm erkiyle karşı karşıya gelmekten özenle kaçınan bir anlayıştır.
 
İlkelilik ise - daha sonra ayrıntısıyla anlatacağım - bambaşka bir anlayışı içerir. Meslek kurumlarının kendi arasında ve tüm rehber tabanıyla dayanışmayı, sorumluluk almayı, katılımcılığı, kamuoyuna cesaretle açılmayı gözeten bir anlayıştır.
 
Kısacası hangi anlayış en iyi biçimde örgütlenir, çalışırsa o anlayış yönetimlere gelir ve herkesi temsil eder. O zaman bence ilk iş sorunlar karşısında düşünmek, kararlı olmak ve mutlak oy kullanmaya ve savunduğumuz değerlere sahip çıkmaktır. Dayanışma ve sevgi ile selamlarım…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Turizmin Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 216 481 51 21