• BIST 94.896
  • Altın 279,172
  • Dolar 5,8598
  • Euro 6,5130
  • İzmir 18 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Antalya 18 °C
  • Ankara 12 °C
  • Turizmin Sesi Dijital Dergisi Ekim Sayısı 322 sayfa  okumanız dileğiyle
  • Turizm- Konaklama- Dernekler- Otomoto- Spor – Moda Dünyası- Sağlık Haberleri İçerikleriyle dopdolu 322 sayfa okumanız dileğiyle …
  • Turizmin Sesi Dergimizin Ağustos Sayısında Trabzon’da yer alan Sümela Manastırı’nı kapağımıza taşıdık 
  • Turizmin Sesi Dijital Dergisi Ekim Sayısı 322 sayfa  okumanız dileğiyle
  • Turizm- Konaklama- Dernekler- Otomoto- Spor – Moda Dünyası- Sağlık Haberleri İçerikleriyle dopdolu 322 sayfa okumanız dileğiyle …
  • Turizmin Sesi Dergimizin Ağustos Sayısında Trabzon’da yer alan Sümela Manastırı’nı kapağımıza taşıdık 

kültür TATİLi BU muDUR?

ÖZDEN ÇETİN

Herkese Merhaba;
Öncelikle otel mağduriyetimizle alakalı yazdığım yazıya göstermiş olduğunuz yakın ilgiden dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum.

Hepimizin en doğal hakkıdır tatil yapmak, dinlenmek, eğlenmek, gezmek, yeni yerler görmek ve keşfetmek. Bizler de sizler gibi yani bütün insanlar gibi zamanı geldiğinde en uygun hangi acente var, en uygun nereye gidebileceğimizin araştırmalarını yapıyoruz.

Bütçemize göre yerler ayarlamaya, zevkimize göre mekanlar keşfetmeye çalışıyoruz. Her birimizin tatil formatı farklı; kimimiz kültür turlarına gitmekten zevk alırken, kimimiz otellerde dinlenmek, kimimiz ise doğayla başbaşa olmak istiyoruz.

Ben de bu sene kızımla beraber; 22 Ağustos 2019 Perşembe akşamı gidiş, 25 Ağustos Pazar günü dönüş 2 gece konaklamalı Asos-Bozcaada-Gökçeada Turu’na katılmaya karar verdik.

Tercih sebebimiz; hem kızımın yeni yerler görmesini istemem, hem de dünyanın dört yanından gelen insanların ülkemiz kültür ve tarihini merak edip gezerken, bizlerin ilgisiz kalmasıydı. Birkaç acenteyi aradıktan sonra en uygun fiyatlı olan TATİLBUDUR.COM’dan turu satın aldık.

Birkaç önceki yazımda bu turun rehberiyle alakalı bir şeyler yazmıştım ancak bu defa daha detaylı yazmak istedim. En başından alarak nasıl bir tur yaptığımızı sizlere anlatmak istiyorum şimdi. Otobüs 22:00’da kalkacaktı ama 21:30’da Merter Otopark’ta olmamız istendi.

Tam istenen saatte gittik ve 22:00’a kadar bekledik. Araç zamanında kalktı ve 22:30’da Kadıköy’e vardık. 00:00’a kadar burada bekleyeceğimiz söylendiğinde nedenini sorduk; kalkış saatinin 00:00 olduğu söylendi.

Birinci gol!

Şimdi size soruyorum; madem 00:00’da Kadıköy’den hareket edeceğiz, 22:00’de Merter kalkışlı araç için neden apar topar 21:30’da bizi topladınız?

Tam 2 saat 30 dakika öncesinden neden bizleri toplayıp, 1 saat 30 dakika Kadıköy’de beklettiniz?

Bu arada gerçek rehberimiz yanımızda değil. 18-20 yaşlarında genç bir kardeşimiz var. Yolculuğa başladık, toplaya toplaya gidiyoruz. Saat 06:00 gibi Balıkesir Edremit’te rehberimizin bizi beklediği noktada kahvaltı yapacağımız söylendi. Rehber bizi karşıladı hoş geldik beş gittik faslından sonra çimenlerin üzerine masalar kurulmuş bir köy yerinde domates, salatalık, beyaz peynir çaya 30TL ödedik.

Bir kere geliyoruz mantığıyla 5 liralık kahvaltıya adam başı 30 lira verdik. Kahvaltıyı yapar yapmaz hemen yola çıktık. İlk durağımız Behramkale olacak dendiğinde aşağıda otobüsten inerek, yukarıya tırmanmaya başladık.

Bilenler bilir ama bilmeyenlere söyleyeyim; kaleye giden o yokuş dimdiktir ve eski taşlı yollardandır. Genelde orta yaş üstü insanlar var turda. Bütün gece yolculuk yaptığımız için de perişanız. Yukarıya kadar çıktığımızda gördük ki diğer acentelerin de getirdiği turlar orada olduğundan Behramkale girişindeki gişe önünde ana baba günü durumu var.

Rehber dedi ki; ‘müze kartı veya tek geçişlik bilet almak zorundasınız’.

Ben de rehbere dedim ki; ‘görme engelli olduğum için benim engelli kartım var. Müze ve ören yerlerine ücretsiz giriş hakkına sahibim refakatçimle beraber’.

Bana; ‘olsun yine de tek girişlik bilet alman gerekiyor’ dedi.

Önümde var 30-40 kişi, sıcağın alnında beni kuyruğa soktu. Abartmıyorum belki yarım saat kuyruk bekledim orada. Sıra bana geldiğinde ‘buyurun, geçin’ dediler. Rehberin benim kartımı alıp, oradan bana bilet alması veya ‘buyurun sizi önden alalım’ demesi gerekirken bu tutumu sergilemesi benim sinirimi bozdu. Ben sanmıyorum ki o kuyruktakiler ‘bir dakika, kuyruğa girsin. Görme engelli olması kuyruğa girmesine gerek yok demek değil’ desinler. He, belki de derlerdi bilmiyorum ama ben böyle birşey bekliyordum.

Maalesef arkadaş beni kuyruğa soktu!

Neyse, girdik içeriye. Diğer acentelerin rehberleri şöyle olacak, böyle olacak, şudur budur, şu zamandan, bu zamandan diye anlatırken bizimki de sağolsun 5-10 dakika şöyle şöyle, böyle böyle diyerek anlattı ve sonra ‘ben aşağıda filanca kafedeyim’ yalan olmasın ya 1, ya 1,5 saat serbest zaman’ diyerek, çekti gitti.

Biz oradan bir oraya, bir buraya dolanırken kızıma dedim ki; ‘yürü gidelim, ben zaten birşey görmüyorum. Sen de güneşin altında bunaldın’. Rehberin olduğu aşağıdaki kafeye biz de gittik, oturduk bekliyoruz. Bu esnada saat 12:00 oldu, yavaş yavaş herkes toplandı. Rehberden program akışıyla ilgili herhangi bir bilgilendirme yok.

Tüm katılımcılar toparlandıktan sonra oradan çıktık, dediler ki; ‘Truva’ya gideceğiz’. Truva’ya ulaştığımızda yine aynı şekilde kuyruk vardı. Ben bu defa hiç kuyruk filan beklemeden direk geçtim. Orada baya uzun zaman geçirdik. Rehber bütün efsaneleri, hikayeleri gayet güzel anlattı.

Hatta 2018 yılının Truva Yılı olduğunu ama yine de kimsenin gelmediğini, kimsenin kültür turlarına ilgi göstermediğini söyledi. Ben de içimden diyorum ki; insanları deli gibi oradan oraya koşturursanız buna kim dayanır Allah aşkına?

Sonra saat 14:30 gibi Çanakkale merkeze ulaştık. Rehber dedi ki; ‘2 saat serbest zamanımız var. Gezin, dolaşın saat 17:00 gibi otele giriş yapacağımız için 16:30 gibi burada buluşacağız’.

Biz şimdi nereyi dolaşalım, ne yapalım aç bilaç, acayip de sıcak var. Benim bildiğim kadarıyla otellere 14:00’te giriş yapılır. Erken de varmadık ki otelin giriş saatini bekletiyorlar diye düşüneyim.

Herkes oradan oraya dağıldı, biz de kızımla deniz kıyısında bir bankta oturduk, güneşin altında iki saat boşu boşuna oturup aldığımız simitleri yiyerek, zamanın dolmasını bekledik.

16:30 gibi otobüsün olduğu noktaya gittik, diğer katılımcılarla buluştuk ve hareket edince gördük ki kalacağımız otel sadece 10 dakika ilerideymiş. Otele girdik, kızım dedi ki; ‘baba vallahi otele benziyor burası’. Ben de dedim ki; ‘kızım, kültür turlarında konaklama önemli değildir.

Sadece konaklıyorsun.

Bütün gün dolaştığın için otel o kadar da önemli değildir’. Zaten beklentimi yüksek tutmuyordum ama otele giriş yapınca gördüm ki otel, otel olma sevdasında olup, kendini otel gibi hissettiği halde pansiyon kalmış bir mekan! Sonradan öğrendim ki öğrenciler kışın yurt olarak kullanıyormuş burayı.

İsmini vermek istemediğim bu yer, yazları da otel olarak kullanılıyor heralde. Minicik odalar yani enteresan bir yerdi. Akşam 18:00’de yemek var demişlerdi. Restorana inene dek kaçıncı şoku yaşadığımı hatırlamıyorum ama açık büfe olmayıp; çorba, pilav, tavuk ve salatadan oluşan tabldot yemek servis etmelerine çok şaşırdım.

Buna rağmen ‘keyfimizi bozmayalım çünkü öğrenmeye, gezmeye, eğlenmeye geldik’ diyoruz.

Ertesi gün sabahleyin Bozcaada’ya gittik. Öğlen 12:00’den akşam 17:00’a kadar serbest zaman olduğu için kızımla denize girdik, gezdik, yemek yedik, şudur budur derken kendi programımızı kendimiz yaptığımız için kültür turunun en güzel gününü geçirmiş olduk.

Tatilin son günü Gökçeada vardı programda. Vakitlice orada olmak için internetten feribot biletlerini almışlar. Erkenden otelden ayrılıp, 06:00’da karşıya geçtik. ‘Merkeze inecek miyiz’ diye sorduğumda, ‘programımızda merkez yok. Gezin, dolaşın saat 17:00’de otele giriş yapacağız’ denildi.

Bakın, sabahın köründe Gökçeada’dayız, serbest zaman bitimi saat 16:30 gibi burada buluşuruz. Programda merkez yok ama günün en önemli öğretisi olarak, eskiden çamaşırhane olarak kullanılmış bomboş bir mekan var! Gittik orada boşuna 1 saat takıldık. Sonra dedi ki; ‘Rum Köyü var oraya gideceğiz. Çok meşhur Türk Kahvesi ve sakızlı muhallebisi var’. Yine otobüsü aşağıda bırakarak inanılmaz dik bir yokuşu yürüyerek çıktık.

Sanki kimse hayatında muhallebi yememiş gibi tıklım tıklım her yer.

Beklediğimiz halde sıra da gelmedi bize. Oradan tekrar aşağı inip, otobüse bindik. Bu sefer sağolsun ‘filanca yerde yemek yiyeceğiz’ dedi. Yemek kalitesi de, fiyat dengesi de fena değildi. ‘1 saat serbest zaman isteyen denize girebilir’ dedi. Ne zaman denize gireceğiz, girmen çıkman, duş alman filan ne kadar sürecek? Tabii ki yapamadık, bekledik.

Saat 16:00’da feribot iskelesine geldiğimizde rehber; ‘gelirken biletleri almıştım ama dönüş bileti bulamadım. 17:00 ve 18:00 seferlerinde yer yok burada bekleyeceğiz. Eğer 19:00 feribotunda yer olursa ona bineceğiz’ dedi.

Yani düşünebiliyor musunuz, 3 saat orada otobüsün içinde feribot bekleyeceğiz.

Allah yüzümüze baktı; 16:30’a ek sefer koydular, biz direk girdik.

16:30’a binmemize rağmen gece yarısı 00:00’da İstanbul’a vardık. 19:00 seferine kalmış olsaydık kaçta varırdık? Gerisini siz düşünün!

Neyse, karşı kıyıya geldiğimizde rehber; ‘ben burada ayrılıyorum. Hoşça kalın, kendinize iyi bakın’ diyerek aramızdan ayrıldı.

Biz de yola çıktık ve gece saat 00:00 sularında İstanbul’a sağ salim ulaştık.

Evet, kültür turumuz bu şekilde tamamlandı.

Şimdi kısaca özetlersek;

  • Hareket saatinden 2 saat 30 dakika öncesinde toplanmak sizce normal midir?
  • 30 lira, 40 lira kahvaltı şudur budur fiyatlara takılmıyorum ama daha makul olamaz mıydı?
  • Müze ve ören yerlerinde serbest geçiş hakkına sahip engelli bireylerin içeri girişlerinde daha rahat bir süreç sağlanamaz mıydı?
  • Günlük programlarda zamanlama daha etkin kullanılamaz mıydı?
  • İnsanlara 4-5 saat serbest zaman vermek yerine, belki de 12:00’de 13:00’de program tamamlandırılıp, otellerine bırakıldıktan sonra kendi serbest zamanlarını kendileri yaratmalarına müsaade edilemez miydi?
  • Mesela ben 13:00-14:00 gibi otele gitseydim de serbest zamanımı kendim ayarlayarak duşumu alıp, valizimi boşalttıktan sonra gezip tozsaydım olmaz mıydı?
  • Zaman varken bu kadar sıkıştırmaya gerek var mıydı?
  • Gökçeada gibi bir yere gidip de merkezi dolaşmadan, görülmesi gereken farklı yerler varken ki Gökçeada’da yaşayan insanlar ‘şuraya gittin mi?’ ‘yoo’, ‘buraya gittin mi’ ‘yoo’ diye cevap verdiğimde, ‘buraya kadar gelmişken oralara neden gitmediniz’ dediğinde ‘gittik’ deseydim daha iyi olmaz mıydı?
  • Rehberin biraz daha profesyonel olması, kültür turunu daha bilgilendirici, daha eğlendirici, daha samimi kılmaz mıydı?
  • Bütün acenteler aynı mıdır, bütün kültür turları aynı mıdır bilemem. Ben bilmediğim konular üzerine konuşmak istemiyorum ama sadece yaşadığım kültür turunu anlatmak istedim.

Belki bu yazı okunduktan sonra kültür turlarına yeni bir düzen getirilebilir diye düşünüyorum.

Saygılarımla,
Karanlığın Aydınlık Yüzü
Özden Çetin

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Turizmin Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 216 481 51 21