• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • İzmir 32 °C
  • İstanbul 30 °C
  • Antalya 30 °C
  • Ankara 33 °C
  • TÜRSAB 'ın hacizlik binası, depoda çıkan biletler ve çarpıcı açıklamalar
  • Tren Beach Yalıkavak bu yaz da dopdolu programıyla eğlencenin tek adresi olacak
  • Beach Rouge, kısa zamanda Bodrum’un en gözde plajlarından biri oldu
  • TÜRSAB 'ın hacizlik binası, depoda çıkan biletler ve çarpıcı açıklamalar
  • Tren Beach Yalıkavak bu yaz da dopdolu programıyla eğlencenin tek adresi olacak
  • Beach Rouge, kısa zamanda Bodrum’un en gözde plajlarından biri oldu

Adalet mi? Eşitlik mi? Kişisel Menfaat mı? 

HÜSEYİN KURT

Buyrun yazıya gidelim...

İş hayatı menfaatler üzerine kuruludur tespiti elbette her seferinde doğrulanabilir. Ancak bu tespite “mutlak çıkarlar” kavramı eklenirse işte o zaman beklenmeyen ve istenmeyen sonuçlar çıkabilir. Yapılan araştırma ve sosyal deneylere göre paradan daha önemli şeyler var (mı?) Neler mi? İşte cevabı…

Adalet Olduğumuz Her Şeyin Kolonudur. 

1980’lerin başlarında Alman sosyologlar Werner Güth, Rolf Schmittberger ve Bernd Schwarze bir deney yaptılar. Deneye iki kişi davet edilerek aralarından birini kurayla seçerek kendisine 100 Dolar verdiler ve bu parayı kendisiyle diğer kişi arasında istediği oranda paylaştırmasını istediler. 

İkinci kişinin paylaşım oranını kabul edip, kendisine verilen parayı kabul etmesi durumunda her 2 kişinin parayı almaya hak kazanacakları fakat kabul etmemesi durumunda odadan elleri boş çıkacağı bilgisi paylaşıldı. 

Klasik iktisat teorisi, insanların akılcı olduklarını ve kendilerini (çıkarlarını) düşünerek karar aldıklarını varsayar. Teoriye göre, kendisine düşen para miktarı ne kadar az miktarda olursa olsun, ikinci kişinin teklifi kabul edip , “havadan gelen” bu parayı alması gerekir; çünkü kendi menfaatini düşünen her akılcı insanın böyle yapması gerekir. Sizce de böyle midir? 

Fakat deney hiç de beklendiği ve / veya düşünüldüğü gibi gelişmedi. Paylaşım yüzde ellinin uzağında olduğu zaman, deneyin uygulandığı pek çok ülkede, deneye katılan binlerce kişi -kültürel farklılıklara rağmen- teklifi reddetti. En fakir veya az gelişmiş ülkelerde bile birinci kişinin ikinciye verdiği miktar adil olmadığı durumlarda deneye katılan ikinci kişiler parayı reddettiler. Kendilerine birinci kişinin “reva gördüğü” “havadan gelen” parayı alıp evlerine dönmek yerine onu cezalandırmayı tercih ettiler.

Deney, insanların adaletsizliğe derin tepki gösterdiklerini kanıtladı. Pek çok durumda adalet duygusu, insanın kendi çıkarından bile önemlidir. İnsanlar bir daha karşılaşmayacaklarını bildikleri insanlarla bir işbirliğine girdiklerinde bile, bu ilişki sırasında adil olmayan bir davranışla karşılaştıkları takdirde içgüdüsel olarak adaletten yana tavır alırlar.  

Adil olmayan davranışların cezalandırıldığı durumlarda, insan beyninde haz bölgesi harekete geçer. Adalet duygusunun kişisel çıkardan daha üstün görülmesinin temelinde de bu haz duygusu yatar.

Adalet arayışımızın arkasında denge anlayışımız vardır. İnsan adaletsizliklere bir süre katlansa bile sonra mutlaka dengeyi bulmak ister. Gerald Zaltman’a göre denge, hayatımızı yönlendiren temel kavramlardan birisidir. Dengenin fiziksel olduğu kadar sosyal, psikolojik ve ahlaki boyutları da vardır.

Sizce, bizde de böyle midir? 

Adalet, bütün ilişkilerin çimentosudur. 

Özel hayatımızda, iş hayatımızda ve bütün ilişkilerimizde adalet ve güven ararız.

İnsanların günlük hayatlarında adaleti en yakından deneyimledikleri ortamlar, zamanlarının büyük bölümünü geçirdikleri alanlar olan işyerleridir. 

Görevlerin, ücretlerin, terfilerin, ödül ve cezaların çalışanlar arasında nasıl dağıtıldığı, işyerindeki adaletin en temel göstergesidir.

Bir işyerindeki adalet, hiç şüphesiz o işyerinin huzurunu, devamlılığını ve başarısını belirleyen en temel unsurdur.

Eşit olmayın. Adil olun.. 

Kim ne hak ediyorsa öyle davranın. 

İşyerinde adalet, sadece insanların temel (maaş, Sgk, yemek, yol yardımı) haklarını teslim etmekle sınırlı değildir. Gerçek anlamda adalet sağlamak için yönetimin çalışanlara hak dağıtımı sürecinde kendi seslerini duyurmalarına imkan tanıması ve onlara saygılı davranması gerekir. Adil işyerlerinde bu süreç, gecikmesiz ve nezaket kuralları çerçevesinde işler. İşyerindeki adalet duygusu insanların birbirlerine ve kuruma olan güveninin çimentosudur.

Adaletin sağlandığı işyerlerinde çalışanların şirkete aidiyetleri artar. Sadece çalışanların değil, müşteriler ve diğer paydaşların da o şirkete olan bağlılıkları artar. 

Liderler hem adil davranmak hem de adil oldukları algısını yönetmek zorundadırlar. Hangi kararı neden aldığı hakkında bilgi veren, karar sürecinde çalışanlarının görüşlerini dikkate alan, bu kararlar ve sonuçları ile ilgili zamanında geribildirimde bulunan, çalışanlara değer veren liderler daha adil algılanırlar.

“ İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmak. “ Victor Hugo

Adalet göreceli bir kavramdır. İyi liderler bu gerçeği bildikleri için niyetlerini ve süreçleri şeffaflaştırarak sonuçların daha adil algılanmasını sağlarlar. Sonuçlardan memnun olmadıkları durumlarda bile insanlar, sürecin adil olup olmadığını sorgulamaz. Kabul ederler. Aidiyetleri sarsılmaz. 

Kurumsal yönetim modelinin en önemli ilkesi adalet ilkesidir. Adaletin ihlal edildiği kurumlarda kalıcı başarı veya sürdürülebilirlik elde etmek mümkün değildir.

Niall Ferguson, gelişmiş toplumların “kurallar koyduklarını ve bu kurallara herkesin uymasını sağladıklarını” söylüyor ve bunu başardıkları için refah toplumları olduklarını savunuyor. 

İster toplumda isterse bir şirkette olsun, adalet sağlanamazsa güçlünün güçsüzü ezdiği bir karmaşa ortaya çıkar. Herkes kendi tarzı ve gücüne göre adaleti tesis etmeye, kendi hakkını aramaya başlar; düzen yok olur.

Adaleti sağlamak istiyorsanız;

Niyetiniz adil olacak. 

Süreç adil olacak. 

Sonuç adil olacak. 

Hepimiz hem iş hayatında hem de toplumsal hayatta daha fazla adalet talep etmeli ve daha adil ortamlara kavuşmak için çaba göstermeliyiz.

Çünkü adalet bir ailenin de, bir işyerinin de, bir toplumun da kolonudur. 

Kolon giderse her şey gider. 

Adaletin Olmadığı Yerde Ahlak da YOKTUR. (Montaigne) 

Dostlukla kalın...


Önemli Not: Yazımda belli bölümlerde kaynak olarak kullandığım kıymetli yazar Temel Aksoy’a minnettarım. 
Kendisi bir taraftan SYNOVATE‘i yönetiyor ve Araştırmacılar Derneği başkanlığı yapıyor, diğer taraftan da Fikirhane isimli danışmanlık şirketinde Türkiye’nin büyük bazı markalarına pazarlama, yönetim ve strateji konularında akıl ortaklığı yapıyor.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Turizmin Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 216 481 51 21