Hayır, tekim

ALANÇA İŞCANLI

Hayır, tekim. Kaçımız bu cümleyi hayatımız boyunca gerçekten kuruyoruz?
Kutlamalarımızı, üzüntülerimizi, dertlerimizi çoğu zaman biriyle paylaşmak istiyoruz; insanız çünkü. Bir arkadaşımızın morali bozulduğunda yanına gidiyor, saatlerce dinliyor, birlikte vakit geçiriyoruz. Mutlu olduğumuzda da kimi seviyorsak ilk ona mesaj atıyor, birlikte kutluyoruz. 

Peki aynı zamanı kendimize de ayırıyor muyuz?

Hepimiz aslında istediğimiz şeyleri, "Biri de gelsin." diye diye ertelemiyor muyuz? O konser, o restoran, o hafta sonu kaçamağı... Bir türlü takvimler uyuşmuyor, birinin bütçesi uymuyor, diğeri izin alamıyor derken planlar, whatsapp grubunun tozlu mesajları arasına karışıp gidiyor.

Peki neden bazen o "biri" kendimiz olmuyoruz?
Ben bu soruyu, inanılmaz planlı biri olmama rağmen 2024'te iş hayatından bunalıp aynı akşam bir anda Bozburun'a bilet aldığım gün sordum. Kimseyi ikna etmeye çalışmadan, "Sence gider miyiz ya?" mesajları atmadan, kimsenin takvimine göre plan yapmadan... İlk defa sadece kendi ajandama ve ruh halime baktım.Üstelik o dönem bırakın tek başına tatile çıkmayı, tek başına yemek yemiş bile değildim. Ve tabii ki seçtiğim otel de ayrı bir olaydı. Yıllardır ailemle ve arkadaşlarımla gittiğim; benim için dünyanın en güzel köşelerinden biri olan, karadan ulaşımı olmayan, sadece deniz yolu ile ulaşılabilen 16 odalı romantik bir balayı oteli: Loryma Luxury Boutique Hotel. (İnsan kendini balayına götürecek kadar sevmeli işte )

"Acaba sıkılır mıyım?" diye başladığım o tatilde gün içinde denize girdim, kitabımı okudum, uzun uzun kendimle başbaşa kaldım. Sonra fark ettim ki yıllardır ilk kez hiçbir yere yetişmeye, kimseyi eğlendirmeye ya da bir planı ortaklaştırmaya çalışmıyordum. Sadece kendimle vakit geçiriyordum. 

Ve galiba o tatilde açılan şey, otel odasının kapısı değil; kafamın içindeki küçük bir kilitti.
Her şey buraya kadar güzel… Kitabı da tek okuyorsunuz, denize de tek giriyorsunuz; zaten bunlar tek başına yapılan eylemler. Kimseye ihtiyaç yok. Kimse "Hadi artık çıkalım." demiyor, kitabın en heyecanlı yerinde "Bir şey göstereceğim." diye bölmüyor. Gayet güzel gidiyoruz Alança ile.

Geldik işte zurnanın zırt dediği yere; akşam yemeği.
Süslenmişsiniz püslenmişsiniz, iskeleye kurulmuş iki kişilik romantik mumlu masalar boylu boyunca uzanıyor. Siz ise bir an önce şu masaya oturayım da kimseyle göz göze gelmeyeyim telaşındayken malum garson karşınıza çıkıp o soruyu şak diye soruveriyor:

"Tek misiniz? Biri katılacak mı?"
Tekim ama, diyip overshare mi yapsam? Çok neşeli tekim dersem de deli gibi gözükürüm. 

Yok.
"Hayır, tekim."

Garsonun yüzünde minicik bir loading ERROR 404 ekranı... Sonra "Peki." deyip masama kadar eşlik ediyor.Yemek yerken de bir eylemdesiniz sonuçta. O da güzel. Ama o yemek de bitiyor nihayetinde.Arka masanızda yeni evli çift, ön masanızda birbirine aşk sözcükleri fısıldayan sevgililer...

Ben de yönümü denize çevirdim haliyle, elimde kadehimle.

Ama bu sefer de dışarıdan bakınca sanki gemileri batmış, nikâh masasında terk edilmiş bir karakter gibiyim. “Acaba bu kızcağızda dertli dertli dönmüş denize tek başına ne düşünüyor?” İçeride yaşadığım huzurla dışarıdan verdiğim enerji arasında inanılmaz bir uyumsuzluk var. 

Oysa ben gayet mutluydum. Kimseyi beklemiyordum, kimseye yetişmeye çalışmıyordum. Sadece yemeğimi yiyordum, denizi izliyordum.

Ve sanırım ilk kez şunu düşündüm: Kendinle vakit geçirmek, sandığımız kadar korkulacak bir şey değilmiş. Hatta insan biraz alışınca kendisi de fena bir arkadaş sayılmazmış.

Tabii bu hisler sadece ilk akşama özeldi. İkinci gün itibarıyla bana bambaşka bir özgüven geldi.Artık restoranın yolunu "Evet, yine tekim. Sorun var mı? " özgüveniyle yürüyordum. Garson "Tek misiniz?" diye soracak diye bekliyorum, hatta sormazsa bozulacağım neredeyse. 

İşin en güzel tarafı ise hiç beklemediğim bir yerden geldi. Yaklaşık 10 yıldır aynı otele hep ailemle ya da arkadaşlarımla giderdim. Meğer o kalabalığın içinde yıllardır sadece selamlaşıp geçtiğim insanlar varmış. Bu sefer ilk kez tek gidince, otelin sahibi Gözde ile uzun uzun sohbet etme fırsatı bulduk. Sohbetler uzadı, kahveler içildi, hikâyeler anlatıldı... Döndüğümde ise valizime sadece güzel anılar değil, bugün en yakın arkadaşlarımdan biri olan Gözde de eklenmişti.

O an şunu fark ettim; bazen yanında kimse olmayınca yalnız kalmıyorsun. Aksine, yeni insanlara, yeni dostluklara ve en önemlisi kendine yer açıyorsun.O yüzden diyeceğim şu ki; kalabalık tatillerin yeri ayrı, sevgiliyle yapılan tatillerin yeri ayrı, aileyle çıkılan tatillerin yeri ayrı... Ama tek başına yapılan tatiller de bambaşka.

Çünkü o tatilde sadece yeni bir yer görmüyorsunuz. Kendinizle nasıl vakit geçirdiğinizi, sessizliği ne kadar sevdiğinizi, aslında ne kadar iyi bir yol arkadaşı olabildiğinizi de görüyorsunuz.Bir daha bir garson bana "Tek misiniz, biri katılacak mı?" diye sorduğunda, bu kez hiç düşünmeden aynı cevabı veririm:
"Hayır, tekim."
Ve içimden de eklerim:
"Merak etmeyin, en iyi yol arkadaşım zaten benim."