TURİZMİN SESİ
Türkiye’de turizm yatırımlarında hâlâ “Arsa var, hemen otel yapalım” anlayışı hâkim. Ancak bu yaklaşım çoğu zaman veriye dayalı değil, hisle alınan kararlarla ilerliyor. “Turizm büyüyor, biz de girelim” mantığı ilk bakışta cazip görünse de, işin içine girildiğinde tablo farklılaşıyor.
Son yıllarda otel yatırımlarında ciddi bir artış yaşanıyor. Resmî verilere göre 2025–2026 döneminde Türkiye’de 300’ün üzerinde yeni otel açılması planlanıyor. Bu da yaklaşık 30 bin oda ve 70 bin yatak kapasitesi anlamına geliyor. Sektörde “yüzlerce otel zaten vardı” sorusu yerini “bu kadar otel fazla değil mi?” tartışmasına bırakıyor.
Yatırımların büyük bölümü İstanbul, Antalya ve Ege’de yoğunlaşıyor. Aynı pastaya çok sayıda yatırımcı yönelince doluluk oranları artmıyor, fiyatlar ise düşüyor. Yeni oteller pazara “daha ucuzum” ya da “daha kaliteli hizmet veriyorum” iddiasıyla girerken, sektörde ciddi bir fiyat baskısı oluşuyor.
Bir yanda heyecanla açılan yeni oteller, diğer yanda sessizce satışa çıkan işletmeler dikkat çekiyor. Beton dökmek kolay olsa da, markayı yaşatmak ve işletmeyi sürdürülebilir kılmak ayrı bir disiplin gerektiriyor. İnsan kaynağı, maliyet yönetimi ve satış kanalları gibi unsurlar inşaatla öğrenilmiyor.
Türkiye 2025 yılında yaklaşık 64 milyon turist ağırladı. Ancak turist sayısındaki artış, otel sayısının aynı hızda artmasını gerektirmiyor. Önemli olan yalnızca gelen kişi sayısı değil; bu kişilerin nerede kaldığı, ne kadar harcadığı ve kaç gece konakladığı.Bugün turizmde kazananlar en çok otel yapanlar değil; doğru ürünü, doğru yerde ve doğru şekilde işletenler. Geri kalanların hikâyesi ise çoğu zaman aynı noktada bitiyor: “Satılık otel” ilanlarında.