TURİZMİN SESİ
Ordu, 30-31 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek YEDAŞ Gastro Ordu Turizm & Gastronomi Festivali ile yöresel lezzetlerini, doğal güzelliklerini ve turizm potansiyelini tek çatı altında buluşturmayı hedefliyor. Festival, yalnızca bir lezzet şöleni değil; aynı zamanda kentin turizm, tarım, kültür ve ticaret potansiyelini ön plana çıkaracak güçlü bir şehir tanıtım organizasyonu olarak lanse ediliyor.
Ordu’dan Giresun’a Çizilen Çizgi
Giresun’da yaşanan gastronomi festivalinin ardından kulağımıza gelen sözler hâlâ yankılanıyor: “Ordu’da gerçekleşecek Yedaş Gastronomi Festivaline Giresun’da gerçekleşen gastronomi festivaline katılanları çağırmayacağız, üzerlerini çizdik.”
Şimdi soruyorum: Bu ne demek? Akif Budak… Anlayan varsa anlatsın.
Bir medya mensubu olarak ben, davet aldığım her yere giderim, haberimi yaparım, o bölgenin lezzetlerini tanıtırım, sayfalarıma taşırım. Bu benim işim, mesleğim, sorumluluğum. Peki komşu bir ilin yetkilileri bundan ne gördü, ne algıladı da böyle bir söz etti?
Biz “illaki çağıracaksınız” demedik, demeyiz de. Davet gelirse icabet ederiz. Ama madem ihtiyaç yoktu bize, Yedaş Ordu Gastronomi Festivali başlamadan önce neden haber yaptırdınız? Neden sosyal medyadan paylaşımlar yaptırarak bizleri sahaya sürdünüz?
Şimdi soruyorum: Hatır mı kaldı, gönül mü kaldı? Yedaş Ordu Gastronomi Festivali, bu sözlerle mi başlıyor? Bizim üzerimizi çizmekle ne kazanıyorsunuz? Ya da biz bir şey mi kaybediyoruz ? Gastronomi kültürü, bölgesel lezzetler, tanıtımı ve medya desteği böyle mi gelişir?
Bizim kalemimiz, bizim emeğimiz, bizim yolculuğumuz Türkiye’nin her köşesine değer katmak için var. Trabzon’da Rize’de Giresun’da yaşananları yazdık, Ordu’da da yazardık. Ama çizgilerle, ayrımlarla, “sen oraya gittin buraya gelemezsin” mantığıyla bu iş olmaz.
Ya şimdi düşünelim: Edirne çıkıp “Siz Ordu’daydınız, Edirne’ye gelmeyin” derse olur mu? Olmaz tabii ki. Çünkü bu ülke bizim, değerlerimiz var, kültürümüz var, yaşanmışlıklarımız var. Her şehrin kendine ait bir hikâyesi, bir lezzeti, bir sesi var.
‘’Bir de çizdik sizi… Uçak bileti yok ama konaklama var. Havada yok sayıldık, yerde var sayıldık. Nasıl bir denge bu, anlamak mümkün değil. Gökyüzünde ismimiz silinmiş, ama otel odasında varlığımız kabul edilmiş. Bu çelişki, organizasyonun en temel taşını sarsıyor: güven. İnsanları havada yok sayıp yerde var saymak, misafir değil, mağdur yaratır.
Bir festival ya da etkinlik, sadece sahnede parlayan ışıklardan ibaret değildir. Arkasında duran planlama, ulaşım, konaklama ve en önemlisi insana verilen değerle anlam kazanır. Eğer bir davetli uçakta yoksa ama otelde varsa, bu sadece bir lojistik hatası değil, aynı zamanda bir saygı eksikliğidir.
Bizler yolculuğa çıkarken heyecanla, katkı sunma niyetiyle geliyoruz. Ama karşılaştığımız tablo, ‘çizdik sizi’ cümlesiyle özetleniyor. Çizmek, silmek, yok saymak… Oysa davet etmek, ağırlamak, değer vermek gerekirdi. Bu dengesizlik, festivalin ruhunu zedeliyor.
Organizasyon demek, insanı merkeze almak demektir. Havada yok, yerde var diye ayrım yapılmaz. Misafir, yolun başından sonuna kadar misafirdir. Eğer bu denge kurulmazsa, festivalin adı ne kadar parlak olursa olsun, hafızalarda eksiklik ve kırgınlık kalır.”
Bakın, influencer havada, karada, yerde var. Onlar anlık paylaşım yapıyor, sonra izlenme, beğeni, yorum için “alo Adana abla, şişir bu paylaşımı” diyor ve üstelik para alıyor. Yani görünürlükleri sürekli bot ve sahte besleniyor, hem sahada hem dijitalde.
Biz ne yapıyoruz? Haber yapıyoruz. Hem de yazılı, kalıcı haber. Bir festivalin, bir etkinliğin hafızasını oluşturuyoruz. Günlük beğeni değil, uzun vadeli değer yaratıyoruz. Ama buna rağmen çizilen biz oluyoruz.
Bu nasıl bir denge? Influencer anlık parıltısıyla öne çıkarılırken, kalıcı hafıza üreten medya yok sayılıyor. Oysa festivalin geleceğini belirleyen, tarihe not düşen yazılı içeriktir. Anlık paylaşım geçer, ama haber kalır.
Organizasyonlar, kimleri sahada var sayıp kimleri çizdiklerini yeniden düşünmeli. Eğer medya ve yazarlar yok sayılırken influencer’lar ön plana çıkarılıyorsa, bu sadece bir tercih değil, aynı zamanda bir kültürel kayıptır. Festivalin adı ne kadar parlatılırsa parlatılsın, geride güvensizlik ve kırgınlık kalır.
Haydi, festivaliniz hayırlı olsun. Ama unutmayın: Gastronomi, ayrımcılıkla değil, paylaşmakla büyür.