• BIST 106.711
  • Altın 143,580
  • Dolar 3,5587
  • Euro 4,1404
  • Ankara 29 °C
  • Antalya 32 °C
  • İstanbul 32 °C
  • İzmir 36 °C

Samsun’dan Önce 6 AY

DURSUN ÖZDEN
“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak mahiyet alır…”  Kemal Atatürk
 
Bu hafta, üç başucu tarihi inceleme ve araştırma kitabını birlikte okumaktayım…
Biri; Amerikan Edebiyatının ünlü yazarı, Küba’nın efsanevi lideri Kumandan Fidel Castro’nun yakın arkadaşı ve 1918’de Daily Toronto Star Gazetesi’nin İstanbul muhabiri olan, 1953’te Pulitzer Ödülünü alan ve 1954’te ise Nobel Edebiyat Ödülü‘ne layık görülen Ernest Hemingway’in, Ağustos 1970’de Milliyet Yayınlarından çıkan “İşgal İstanbul’u” adlı kitabı okumaktayım. Bir gazeteci İşgal İstanbul’unu anlatıyor.
 
Öteki; İngiliz yazar H.C. Armstrong’un yazdığı ve içinde yanlış bilgilerin de olduğu “Bozkurt” adlı kitap, 1997’de Arba Yayınları’ndan çıktı.Diğeri ise; “Kuvvayı Milliyenin Kuruluşu”, “Tarihi Unutmamak” ve “Yeni Mandacılar” gibi pek çok kitabıyla tanıdığımız, eski Turizm Bakanı Dr. Alev Coşkun’un son eseri olan “Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 AY” adlı kapsamlı, yakın çağ tarihimize ışık tutan, gerçekten bilinmeyenleri gün yüzüne çıkaran, bilgi ve belgelerden oluşan özgün bir araştırma  ve inceleme kitabını okurken; sevgili Alev abiye olan saygım ve sevgim daha da arttı, desem hiç de abartı olmaz…
 
Aslında okuduğum bu kitapların içeriği ile bu günümüzü sorgularsak, sinerji yaparsak; şu özlü sonuç çıkarmak mümkündür: Çözümsüzlüğün, umutsuzluğun, yılgınlığın, bitkinliğin, çöküşün ve yok oluşun içinden; en zor koşullarda bile bir ışık, bir umut ve bir kurtuluş yolunun var olduğunu; en kötü durumlarda bile, umut ve ütopyamızı yitirmememiz gerektiği dersini çıkarmanın örnek ve deneyimleri, yolumuzu aydınlatıyor diyebiliriz…
 
12 Aralık 1996’da Latin Amerika Edebiyat Ödülü’nü almak üzere, Küba’nın başkenti Havana’ya gittiğimde; Ernest Hemingway Bar’da Ron içip, duvara imza atmıştım. Ardından da, Kumandan Fidel Castro’nun özel konuğu olarak, ödül alan diğer yazarlarla birlikte evinde akşam yemeği yemiştim. Yemekte Castro ile yaptığım özel röportajım sırasında, kendisine şu soruyu sordum: “Türkiye’deki solcu ve devrimci gençler; Che Guevera ve Fidel Castro’ya tapıyorlar…” Daha sorumu bitirmeden Castro bana yüksek sesle, el ve yüz hareketleriyle karışık ve heyecanla yanıt vermeye başladı:
 
“Söylediklerin doğru olamaz. Eksik, yanlış ve nedeni yok… Kendi değerinizin farkında değil misiniz? Devrimci Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Bandırma gemisiyle Samsun’a çıktı. Anadolu’dan düşmanları temizlemek için. Anadolu halkını örgütledi ve zafere erişti.  Sonra bizim bile yapamayacağımız devrimler gerçekleştirdi… Biz ondan esinlendik. Tam 40 yıl sonra, bizde Granma gemisiyle Küba adasına çıktık ve 1959 yılında biz de zafere eriştik. Sakın kendinize başka umut ve kurtarıcı aramayın. Kemal Atatürk, bizim ve tüm mazlum halkların esin kaynağıdır…” dedi. (Kuşatılmış Yazılar, Dursun Özden, Yön Yayınları)
 
İşte tam da bu sözün noktalandığı zaman diliminde (2015) ve İstanbul’da; İşgal, hüzün, hazırlık ve başkaldırı planlarının yapıldığı “Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 AY”ı okumaktayım…
 
“6 AY” kitabı, Dr. Alev Coşkun’un uzun yıllar yaptığı araştırma ve incelemelerin bol kaynakçası ile kapsamlı ve titiz çalışması sonucu hazırlanan ve genişletilmiş (488 sayfa) 21. baskısıyla, Cumhuriyet Kitapları serisinden çıkan ve de mutlaka okunması gerekli başucu kitaplardan bir tanesidir.
 
Alev abiyi Cumhuriyet Gazetesi Gezi Dergisi’nde çalıştığım günlerden beri daha yakinen izlemekteyim. “Tarihi Unutmamak” adlı kitabını okuduğumda çok etkilenmiştim. Geçtiğimiz 10 Kasım 2014’de Kuşadası’nda, “Atatürk Yeniden” adlı etkinlikte birlikte konuşmacı idik. Ne güzel bir insan o… Başbakan olacak özelliklere sahip, aydın, çağdaş, candan, insancıl, duygu yüklü, donanımlı, bilge ve yurtsever bir bürokrat yazardır Dr. Alev Coşkun… Ödemişli Kuvayı Milliyecilerin evladı olan Alev abi, bir dönem de Turizm Bakanlığı yapmıştı…
 
Kimi günlemler vardır belleklerden silinmez, kimi kişi ve olaylar vardır oniks mermer sütunlar kazınır. Tarihin her dönemine tanıklık eder, bize yol gösterir ve ışık kaynağı olurlar… İşte; 6 Mayıs, 6 Ay, 19 Mayıs 1919, Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri vb. bunlardan bazıları…
 
İlk kıvılcım, ilk çıngı, ilk nefes ve ilk karardı Samsun… Anadolu koru içten içe yanıyordu… Anadolu ateşi alev alev her yanı sarmıştı… Patlayan volkan, içsel yüce ve kutsal bir yolculuğun utkuya giden müjdecisi idi… Mustafa Kemal’in bir orkestra şefi gibi uyumlu önderliği, kararlı, ileri öngörülü ve mesleğinin kurmayı olarak üstün örgütleyici zekası ile sevgiyi sebil eyleyen yurtsever ülküsünün önünde hiçbir engel duramazdı… Emperyalistler bu gücün farkında değildi…
 
Birinci Paylaşım Savaşı (1914-1918) sonucu, Emperyalist devletlerin dayatmasıyla yapılan Serv Antlaşması ile İstanbul işgal edilmiş ve Anadolu toprakları paylaşılmıştı. Bu karanlık günlerde halk umut ve kurtuluş önderlerini ararken; yaveri Cevat Abbas ile birlikte Mutafa Kemal, 3 gün süren Adana-Ulukışla ve Eskişehir yolu sonunda soğuk bir Kasım günü İstanbul-Haydarpaşa tren istasyonuna vardığında, kendisini sadece yakın arkadaşı Dr. Rasim Ferit Bey (Talay) karşıladı. Tarih 13 Kasım 1918 Çarşamba’dır.  Bir dönem İstanbul Sağlık Müdürlüğü de yapan Dr. Rasim Ferit Bey, (1935-1943) arasında Niğde Milletvekili olarak Mecliste bulunmuş ve Atatürk ölene dek, Ata’nın en güvendiği yakın dostu olmuştur.
 
Mustafa Kemal Haydarpaşa Garı’nda beklerken, Yunan Averog gemisinin de içinde bulunduğu 55 parça işgalci gemileri, Marmara’dan İstanbul Boğazı’na yol alıyorlardı. O sırada Kemal Paşa’nın ağzından: “Hata ettim, İstanbul’a gelmemeliydim. Ne yapıp yapıp Anadolu’ya dönmenin çaresine bakmalı…” cümlesi döküldü. İşte, Ata’nın tam da o tarih itibariyle, Anadolu’ya gitmenin ve Ulusal Kurtuluş ateşini yakmanın düşüncesi oluştu kafasında, yeniden…
 
İstanbul ve Anadolu, Emperyalist güçler tarafından işgal altındaydı. Bir yanda özgürlük ve bağımsızlık savaşımı yürütenleri bütün kalbi ve benliği ile destekleyenler, öte yanda evlerini, gönüllerini, yataklarını, her şeylerini işgal kuvvetlerine açarak, onlarla iyi geçinmek ve karşılığında yarar sağlamak için, bin bir kez takla atıp yuvarlanan hain, korkak ve işbirlikçi insanların bir arada yaşadığı İstanbul’da geçen 6 Ay…
 
Pera’da ve ağırlıklı olarak Şişli’deki evde yapılan Anadolu’ya geçiş planları, üç aşamada gerçekleşti. Siyasal girişimler, Devrimci girişimler ve Anadolu’ya geçiş eylemi olarak adlandırılan üç aşamalı kararla hareket edildi.  Sivil insiyatif olarak ulusun içine girmek gerekti. Anadolu’ya geçişin iki yolu vardı. Bunlardan biri, kara yoluyla (Yahya Kaptan komutasında Gebze, Tavşancıl, Değirmendere ve İzmit’ten Anadolu’ya) geçişti. Diğeri ise, Bandırma vapuruyla Samsun’a ve oradan da Havza ve Amasya üzeri Anadolu’ya geçişti. İngiliz istihbarat servisinin yakalandıklarında hemen tutuklanmasını istediği; tüm bu planların yapılışında Kemal Paşa’nın yanında en güvendiği İsmet Paşa, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Ali Çetinkaya, Halil Kut Paşa, Ali Fuat Paşa, Rauf Orbay, Yaver Cevat Abbas’dan oluşan 8 arkadaşı vardı.  21 Aralık 1918’de meclisin kapatılması kararı, bu vatansever  komutanların Anadolu’ya geçiş kararını hızlandırdı. 16 Mayıs beklenen gündü…
İstanbul’da geçen 6 ay ve sonrasında, ateşlenen kurtuluş meşalesi hiç sönmeyecekti.
 
Bağımsızlık için sürekli savaşım, bir dönemi kapsamaktaydı.  Mütareke Dönemi, İstanbul’un eylemli işgal edildiği 13 Kasım 1918 tarihi ile işgal güçlerinin kenti resmen terk ettiği 6 Ekim 1923 arasını, yaklaşık 5 yıllık bir zaman dilimini kapsar. Bu dönemde tüm yağma ve kirliliklere karşın, vatan sevgisi ve ulusalcılık en yüce duygu olarak can bulmuştur.
 
Ermeni Tehciri yalanı, İngilizler tarafından Kürt Yükselme Cemiyeti’nin kurulması ve Vatansever Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in, 10 Nisan 1919’da Beyazıt Meydanı’nda asılarak idam edilmesi, bardağı taşıran son damla oldu…
 
16 Mayıs 1919 Cuma. İşgal İstanbul’unda geçen 6 ayın son günü.
16 Mayıs 1919’da sabaha karşı, Mustafa Kemal Şişli’deki evi terk etmek üzeredir. Evde annesi ve kardeşiyle vedalaştıkları sırada, Rauf Orbay geldi. Binecekleri vapurun takip edileceğini, Karadeniz’de batırılacaklarını, güvenli bir yerden işittiğini söylemesi üzerine, Mustafa Kemal Paşa: “… Bir an yalnız kaldım ve düşündüm. Beynimden bir şimşek geçti: Tutabilirler, sürebilirler, fakat öldürmek!.. Bunun için beni Karadeniz’in coşkun dalgaları arasında yakalamak lazımdır. Bu olasılık mantıklı idi. Ancak benim için artık yakalanmak, tutuklanmak, sürülmek, düşüncelerimi yapmaktan alıkoymak, hepsi ölmekle denk idi. Hemen karar verdim. Otomobile atlayarak Galata rıhtımına geldim…”
 
Mustafa Kemal Paşa, Dolmabahçe önlerinde demirli bulunan yabancı zırhlıları göstererek dedi ki: “Bu sersem adamlar işte böyle… Yalnız demire, çeliğe ve silah gücüne dayanırlar. Maddeden başka bir şey bilmezler. Bağımsızlık ve özgürlük uğrunda savaşa kararlı bir ulusun kudret ve gücünü anlamaktan acizdirler. Biz silah ve cephaneye değil; ülkü, inanç dolu kafa götürüyoruz, farkımız bu…”
 
Bu kutsal duygularla yüklü Bandırma Vapuru,16 Mayıs sabahı İstanbul’dan ayrıldı ve Karadeniz’in hırçın sularına karşın, kıyıları izleyerek önce Sinop’a ve sonra da 19 Mayıs 1919 sabahı saat 7’de Samsun limanına vardı. Artık Türkler için ve Mustafa Kemal için yepyeni bir dönem, yepyeni bir hayat başlıyordu…
 
Yaklaşık aradan 100 yıla yakın bir zaman geçmesine karşın, aynı kirli oyunlar, entrikalar, serv ve işgal günlerini anımsatan ikiyüzlülükler, her yönden kuşatılmışlıklar ve tüm bunlara karşın; emek odaklı ve vatansever direniş için başkaldıran vatanseverler, “öte yakaya geçelim…” diyen yiğitler… Samsun öncesi son 6 ay yaşanıyor ülkemizde… Bandırma vapuruna koşanlar ile teslimiyetçi, korkak ve hainlerin son Cuma testi yaşanıyor…
 
Vatan sınavından geçmenin tam zamanı… Önümüzde son 6 ay bile kalmadı…
Kurtuluştan önce 6 AY; işgal, hüzün, hazırlık, diriliş ve kurtuluş için son şans…
“Atatürk yeniden!..” demek için, “ATATÜRKİYE” şarkısı söylemenin tam zamanı…
Dr. Alev Coşkun ile birlikte, 19 Mayıs 2017’de Samsun’a çıkmaya var mısınız?
“Gün doğdu, hep uyandık…” diyerek yollara döküldük. Ve bir şarkı tutturduk, yeniden:
“Dağ başını duman almış, Gümüş dere durmaz akar, Güneş ufuktan şimdi doğar, Yürüyelim arkadaşlar…
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Turizmin Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 216 481 51 21